SES ile hızınız fiber olsun


Zeynep Kurtpınar

SES’in 2013 yılı itibariyle atacağı uyduların en temel amacı dünyada hala İnternet bağlantısı olmayan bölgelere bile fiber hız getirmek.
Türkiye’ye 3. oyuncu olarak katılan SES, girdiği pazarda hızlı bir şekilde ilerlemeye devam ediyor. Yerelden küresele doğru bir gelişme planıyla çalışmalarını sürdüren firma, Türkiye’de etkinliğini artırmak için çeşitli çalışmalarda bulunuyor. Telepati Dergisi olarak SES Türkiye ve Batı Avrupa Bölge Müdürü Ahmet Eren ile yapmış olduğumuz söyleşi kapsamında Türkiye’de yapılan çalışmalar ve gelecek projeleri ile ilgili görüş ve çözümleri siz okuyucularımıza sunuyoruz.

SES hakkında bilgi aktarır mısınız?
SES olarak 52 uydumuz, 1400’ü HD olmak üzere yaklaşık 6 bin tane televizyon ve radyo kanalımız var. Dünya genelinde bu alanda en çok HD uydu kanalı sağlayan uydu operatörü biziz. Ortalama 5 tane içerik sunabildiğimiz platformlarımız var. Küresel bağlamda toplam 258 milyon haneye ulaşıyoruz. Türkiye, yayıncılık alanında diğer ülkelere oranla daha gelişmiş olduğundan dolayı buradaki projelerimiz daha çok yayıncılık tabanlı oluyor. Yayıncılık kısmının dışında örneğin, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu gibi bölgelere de uydu üzerinden İnternet bağlantısı sağlıyoruz. Bu alanda da Amerika’dan sonra en büyük platforma sahibiz.

Türkiye’deki gelişim hikâyeniz nasıl oldu? Küresel çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Bizim Türkiye’de asıl yapmak istediğimiz odak noktamız olan konu yayıncılık. Çünkü bu pazara küresel anlamda en büyük, Türkiye’de de Türksat ve Eutelsat’tan sonra 3. oyuncu olarak yer almak istiyoruz. Bunu sağlamak için öncelikli olarak yerel ve bölgesel kanalları tek bir çatı altında toplamaya çalışıyoruz. Çünkü yerel kesimlerdeki insanlar dışarıya taşınamıyorlar ve yıllardır dikkate alınmamışlar. Örneğin, geçen sene bizim Tokat’ta çıkarmış olduğumuz test yayını vardı. Tokat’taki insanlar bu kanalı izleyebilirken İstanbul’da yaşayan Tokatlılar izleyemiyordu. Kanal için uydularda yer bulunamıyordu ya da bulunsa bile çok yüksek fiyatlar isteniyordu. Biz bu noktada çözüm ortağı olmaya geldik. Yerel genişlemeye odaklanıp, kalkınmaya çalışıyoruz. Bunu da küresel anlamdaki tecrübemize, gücümüze ve teknolojik gelişmeleri yakından takip etmemize bağlıyorum. Bu pazarda bize avantaj sağlayan farklı bir yönümüz de yenilik tabanlı teknolojik çözümler sunuyor olmamız. Kanallara maliyeti daha düşük hizmette etkin bir teknoloji ile birlikte sunarak analog yayından sayısal yayına geçmeleri konusunda yardımcı oluyoruz. Böylelikle kanalların kapsama alanlarını gerek Avrupa gerek bölgesel anlamda Türkiye de dâhil olmak üzere genişletiyoruz. 2013 yılının 3. çeyreğinde Astra 5B uydusunu atacağız. O uyduyla birlikte yerel kanallar Almanya’dan Kazakistan’a kadar ulaşmış olacak. Yeni bir uyduyla daha geniş coğrafyalara ulaşacağız.

Diğer operatörlerden farkınızı nasıl tanımlarsınız?
Geçen yıl geliştirdiğimiz ancak bu sene hizmete geçireceğimiz yepyeni bir kavramımız var. Artık evinizde akıllı telefonunuz dâhil 8 ayrı ekrandan 8 ayrı televizyon kanalını izleyebileceğiniz bir cihazın onaylanmasını yaptık. Almanya’da ilk defa kullanıma sunulacak olan bu ürün ile hane içerisinde IP üzerinden uydudan gelen yayını izleyebileceksiniz. Biz böyle teknolojik yenilikleri yakından takip edip son kullanıcıya kadar gidebilecek servislerin gelişmesini sağlıyoruz. Yenilikleri takip etme bağlamında sektörde küresel çapta daima öncü konumdayız. Buradan da anlaşılıyor ki bizim diğer operatörlerden en büyük farkımız sektöre dinamizm getirmemiz.
Dünyada Afrika, Güney Asya gibi bölgelerde 3 milyarlık bir nüfus hala İnternet’e bağlı değil. Bu sebeple Google ile birlikte çalıştığımız 2013 senesinde atacağımız yeni bir uydu tasarladık. Amacımız Afrika, Güney Asya, Latin Amerika ve Avustralya gibi yerleşim yerlerine fiber hızda İnternet getirmek. Gelecek planlarımız doğrultusunda 2013 yılından itibaren atacağımız uydular var. Normalde yayıncılık uydularımız ortalama 36 bin km de yayın yaparlar ve dünya ile aynı anda dönerler. Farklı bir modelde ise kapsama alanını döndürebilen uydular var. Bu uydular ile örneğin gemiye, uçağa bile fiber hız verebiliyorsunuz.

İçeriklerin dağıtımı konusunda nasıl bir yol izliyorsunuz?
İsteğe bağlı video konusunda içerik dağıtım ağı dediğimiz şey örneğin, yerel bir bölgede insanların izlediği yayınlar ve sizin yayın hatlarınızda 1000 tane isteğe bağlı videonuz olduğunu düşünün. Bu içerikleri uydu üzerinden direkt olarak bir kıtaya indirip, USB ya da cihazların kendi harici kayıt alanlarına kaydederek tüm bölgeye aynı maliyetle yayın yapabilirsiniz. Dolayısıyla bu noktada içeriği sunduğunuz kişi sayısı önemli değil. IP tarafta ise içeriği siz çekiyorsunuz, sizden sonra bir başkası alıyor ve içerik dağıtım ağı operatörlerine bunun karşılığında belli bir ücret ödüyorsunuz. Örneğin, İngiltere’de geçen yıl içerik dağıtım ağı operatörlerine 5 bin tane uydu alınabilecek kadar para ödendi. Bu noktada son kullanıcılar da oldukça önem teşkil ediyor. Son kullanıcıların neyi izlediğine baktığımızda da dün doğrusal kanalda yayınlanmış içeriği ertesi günlerde izlediğini gözlemliyoruz. Yani aslında içerik, yine doğrusal bir kanaldan izlenmiş oluyor. Bu sebeple izleyici görüntüsü değişiyor ancak zamanın değişmesine rağmen doğrusal yayının gücü hala aynı şekilde devam ediyor. Bugün baktığımızda en çok izlenen kanalların doğrusal yayın içeriğinde olduğunu görüyoruz. Biz her zaman şunu söylüyoruz; “Güç doğrusal yayında yani uyduda olmaya devam edecektir.” Eğer ki bir gün örneğin bir dizi sadece çevrimiçi yayın yaparak 1 milyon kadar kişiye ulaşabilirse o zaman doğrusal olmayan yayın güçlenmiş demektir.

Gelecek hedefleriniz yerelden küresele doğru uzanıyor. Bunun sebebini açıklar mısınız?
Küreselleşmek de bir bakıma önemli bir alanı kapsıyor. Çünkü bölgeler değişiyor, insanlar yer değiştiriyor ve böylece farklı bölgelerde farklı kanallara ihtiyaç meydana geliyor. Özellikle de medya içeriklerinin dünya genelinde taşınabilir olması gerekiyor. Örnek vermek gerekirse Amerika’da da Çinlilere, Taylandlılara ve Tayvanlılara da sunulan platformlar var. Türkiye’den de bence Almanya’ya, Rusya’ya ya da Arap ülkelerine bu tarz yayınlar çıkarılmalı. Türkiye Tanıtım Fonu’nun da bunu desteklemesi gerekiyor. Biz neden bir Türk kanalını dışarıda görmeyelim ki. Örneğin, Balkanlarda dizilerimiz oldukça tutuyor fakat orada hala bir Türk yayını yok. Bu gibi yayınları özellikle spor, kültür tabanlı kanallar kullanarak küreselleşebilirler diye düşünüyorum. Küresele doğru giden bir eğilim var ve birçok yerde yapılaşması devam ediyor. Türkiye’ye de dışarıdan gelen yabancı sayısı oldukça fazla dolayısıyla ülkemizde de bu tip yayınlar görülüyor. Aslında biz de bu eğilim içerisinde olmamıza rağmen Türkiye’den yurt dışına açılan bir kanal göremiyoruz. Aslında bunu kültür ve ekonomi anlamında geri dönüşü olabilecek bir yatırım olarak da düşünebiliriz. Değişik kanallar, değişik dillerle değişik coğrafyalara hitap etmeli ve bu eğilim gün geçtikçe daha da önemli bir hâl alacak. İnternet’in gelişimi, şüphesiz ki her geçen gün artacak ancak doğrusal kanallar da bu alanda hala en güçlü konumda. Örneğin TRT Türk ile, Avrupa’ya yayın yapıyoruz ve bu yayınla 100 milyon haneye ulaşıyoruz. 100 milyon hanede TRT yayının olması ülke kültürü açısından da oldukça önemli bir avantaj sağlıyor. Ben bunu Avrupalılara Türk kültürünü tanıtmak için kullanılması gereken bir şans olarak görüyorum. Öyle ki Türkiye, Avrupa Birliği ileri görüşü olan bir ülkedir. Dolayısıyla, diğer ülkelere kendimizi tanıtmanın en önemli yolu hala doğrusal yayın yapan kanallardan geçiyor. Günümüzde uydu yayınları önemini yitiriyor gibi görünse bile Avrupa’nın yüzde 70’i olan 150 milyon haneye uydu ile ulaşıyoruz. Bu bağlamda küresel anlamda çalıştığımız şirketlerle ve operatörlerle Türkiye’de de çalışmak isteriz. 2013 yılında fırlatılacak olan yeni uydu, 300 milyon dolarlık Türkiye için yapılmış bir yatırım demek. Biz bu yatırımı Türkiye’de büyüyeceğimizi öngörerek yaptık. 2013 yılında fırlatacağımız uydu, Almanya’dan Kazakistan’a ve Rusya’ya kadar kapsama alanı olan bir uydu olacak. Operatörler alanına bakacak olursak onların uydudan aldıkları yayınlardaki etkileşimi İnternet’ten sağlıyorlar. Bununla birlikte Türkiye’nin her tarafına HD yayın verebilirler. Ancak şu anda operatörlerin verebildiği yayınlar şehir merkezlerinde sınırlı kalıyor ve Anadolu’nun farklı köşelerine ulaşamıyor. Türkiye’de bu tür çalışma modelini sağlayan bir telekom operatörü yok. Yapılan çalışmalarda da ancak teknik olarak sınırlı bir kitleye ulaşabiliyor. Ticari olarak 2013 yılında Almanya’da başlatacağımız bir sistemle Ultra HD yayında bile etkileşimi İnternet’ten sağlamak mümkün olacak. Türkiye’de böyle bir iş modelinin ne zaman yapılacağını ön göremiyoruz. Bu bağlamda operatörlerle yapılacak görüşmelere ve iş birliklerine de açığız.