Saydam


Galiba gerçekleşiyor

BU ay 2000’den bu yana neler üzerinde yazmışım ve neler gerçeğe dönüyor konusuna bakmak istiyorum. İlginç sonuçlar var.
Haziran 2000’de GPRS istiyorum demişiz. GPRS devreye alındı. Doya doya kullanın. Hatta bazı şebekelerde aylık sabit ücret karşılığı sınırsız veri erişimi olanağı dahi var.
En güzel gelişme ise, Temmuz 2000’deki “Nasıl bir cihaz?” başlıklı yazıda tanımladığım mobil telefonlar konusunda oldu. Galiba Sony Ericsson P800 bu tür bir cihaz. Detaylarına girmiyorum, ilgili yazıyı bulup okumanız gerekiyor (Sayı:82, sayfa:36). O yazıdaki bir tek özellik bu cihazda yok: “Cihazı istediğim zaman ikiye, istersem tekrar ikiye ve tekrar ikiye açarak bir dosya kağıdına kadar büyütebilmeliyim. Büyütüldüğü her ölçüde tüm özelliklerini kullanabilmeliyim. Bir başka deyişle gömlek cebi boyutundan, dosya kağıdı boyutuna kadar dört farklı ölçüde kullanma olanağım olmalı.” Bunu henüz gerçekleştiren şirket yok.
Bu arada bir saptama yapayım, gelişmiş özellikleri olan Symbian, Microsoft PocketPC Phone Edition, Palm gibi işletim sistemleri ile çalışan değişik mobil cihazların Türkiye pazarında neler yapabileceğini, önümüzdeki yazıda detaylı olarak inceleyeceğim.
Ekim 2000’de Bluetooth’un yaşamımıza daha fazla girmesini, bu tür cihazların yaygınlaşmasını istediğimi belirtmişim. Bu da gerçekleşti. Özellikle Jabra’nın çıkardığı Bluetooth kulaklıkları minik ebatlarına karşın, çok büyük bir kolaylık sağlıyor.
Haziran 2001’de Toronto’dan ilettiğim bir yazıda kablosuz erişim cihazları ile tanıştığımı ve yaşantımıza ne kadar büyük bir kolaylık getirdiğini yazmıştım. Bir buçuk sene kadar gecikmeli de olsa, bu cihazların Türkiye pazarında yaygın olarak satışına başlandı. Fiyatların makul olduğu söylenemez ama zaman içerisinde o da olacaktır. Hemen hemen bütün cihazlara bir şekilde kablosuz erişim olanağı getirecek ek parçalar satılıyor. Örneğin, bir projeksiyon cihazında dahi bunu görmeniz olası.
Mobil telefon şebekeleri işleticileri rekabetin devreye girmesi ile hizmetlerinde çeşitlendirme ve değişik promosyonlar ile kullanıcı sayılarını artırmaya çalışıyorlar. Yeni işleticilerin bu konuda daha fazla şansı olduğunu düşünüyorum. Yerleşik kullanıcı tabanına sahip olduklarını düşünenlerin stratejilerini gözden geçirmelerinde yarar var.
Görüşme ücretlerinin şebekeden şebekeye, tarifeden tarifeye büyük farklılıklar içerdiğini, bazı durumlarda gözlerinizi yuvalarından fırlatacak rakamların istendiğini görebiliyoruz. Avrupa’daki şebekelerin görüşme ücretlerine yakın bir fiyatlandırma izlendiğini anlayabiliyoruz ancak, Türkiye’deki alım gücünün aynı olmadığını da dikkate almak gerekli. Belki de bunun yanıtı, bu tür bir mobil telefon şebekesi işletmenin maliyetlerinin dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun farklılık göstermeyeceği, bunun için de fiyatlandırmanın o standartlarda yapılması gerektiği. Bunu da araştırma konularımızın arasına alalım.
Son bir not; Kasım 2002 sayısında yazdığım “Kablo Internet Erişimi Sorunlu” başlıklı yazı sonrası gelişmeleri aktaracağım dediğimi unutmadım. Mart 2003 yazısında bu konuya geniş yer vererek, mevcut durumu, tarafları ve kimlerden yanıt beklediğimizi anlatacağım.
Bir sonraki yazıda buluşuncaya değin, esen kalın. Sağlık, başarı, mutluluk ve barış sizlerle birlikte olsun. “Bilgi paylaşıldıkça büyür” görüşünden yola çıkarak, düşüncelerinizi iletin, paylaşın.


Köşe Yazarları

Saydam