Cenk YAPICI

Muhaberat

Farkında mısınız? Hayatımız ekran olmuş…

15 yıl öncesini bir düşünün. Sürekli baktığımız kaç tane ekran vardı? 14 inçlik tüplü bilgisayar monitörü ve evimizin nadide parçası 51 ekran, 11 sistem bir renkli televizyon. Hali vakti yerinde olan ailelerin sahip olduğu 2 veya 3 satırlı mobil telefonları, cepte yaşayan sanal hayvan aygıtlarını, kronometreli kol saatini, elektro fırının üzerindeki sayısal ve elektrik kesintileri yüzünden genelde ayarı olmayan 88:88’i gösteren saati ya da Turkcell’in Maslak’taki merkezinde kapıda duran ve sürekli artan güncel abone sayısını gösteren ışıklı tabelayı da bu ekranlara katarsak belki bir elin parmakları kadardı.
Sabah yataktan kalkıyoruz; ilk işimiz olarak gece başucumuza bıraktığımız renkli ve büyük ekranlı telefonumuza bakıyoruz. Sonra sayısal fotoğraf çerçevesindeki saate, takvime ilişiyor gözlerimiz. Evden çıkıyoruz, metro durağına ulaşıyoruz; her yanımız ekran. Akbili dokundurduğunuz yerde kalan kontör ve ulaşım bilgilerini gösteren bir panel. Reklamlarla karışık bilgi ekranları, aracın gelişine kalan süre vs. Ofise ulaşıyoruz; masa üstü ya da diz üstü bilgisayarımızın LCD ekranı karşımızda, arada bir telefonun dokunmatik ekranıyla meşgul olmak da yine cabası. Ofisteyken acil bir toplantı çıkıyor; alıyoruz Netbook’umuzu ya da diz üstü bilgisayarımızı gidiyoruz bir firmanın toplantı odasına. O firmada sizi karşılayanlar yine plazma ve LCD ekranlar oluyor. Toplantı elemanları yine ekranlı yaratıklar. Eve dönüyorsunuz, LCD ekranlı televizyonunuzu açıyorsunuz, oynatıcınıza bir disk yerleştiriyor ve oynatıcının gösterge ekranına bakıyorsunuz. Ya da uydu alıcınızın kaç numaralı kanalı gösterdiğinde ekranda yine gözünüz. Fotoğraf makinenizle resim görüntülüyorsunuz, anında fotoğraf nasıl çıkmış diye LCD ekrana koşuyorsunuz, video çekerken de gözler hep ekranda. Ya Playstation’da oyun oynarken saatlerce gözlerin kilitlendiği ekranlar... Sevdiklerimizden, görmek isteyip de göremediklerimizden daha çok bu ekranlara bakıyoruz. Bir şeyi okumak için elimizde tutup, kokusunu hissetmiyoruz artık gazetelerin ya da her biri ayrı duyu veya düşünce ile dolu kitapların. BlackBerry, HTC, Nokia, iPhone, televizyon, LCD, LED, plazma, monitör, Playstation, bilgisayar, Windows olmuş hayatımız.
Tam da böyle bir zamanda geldi Apple’ın iPad’i; insanların kâğıdı, baskı kokusunu unuttuğu bir zamanda… Bu yazıyı okuyuncaya kadar birçok eleştiri okumuşsunuzdur İnternet’te yahut gazetelerin İnternet sayfalarında ya da İnternet günlüklerinde, sosyal paylaşım ağlarında. Ama ne okumuşsanız hep sayısal ortamlarda. Sizi sayısal ortamda okumaya, araştırmaya iten gerçek anlamda ilk oturaklı sisteme sahip olan sayısal cihazla ilgili bilgi başka nereden alınabilirdi ki?
Teknoloji o kadar gelişti ki, artık ne icat ederse etsin üreticiler hiçbirimiz eskisi kadar heyecanlanmıyoruz, şaşırmıyoruz. Tasarımlarıyla ve sistem mimarisiyle Apple’dan başka firma da günümüzde pek heyecan yaratamıyor sanki. Yeni yılın ilk ayının son günlerinde Steve Jobs insanlığı bugünün kitabı, gazetesi, broşürü, ilan tahtası, ajandası, İnternet cihazı; kısaca ekranıyla tanıştırdı. Adı iPad. Ekranı boyutu 9,7 inç olan bu tablet bilgisayarın 16 GB ila 64 GB arasında hafıza seçenekleri mevcut. Cihaz, Apple’ın ürettiği A4 işlemci ile çalışıyor (herhalde Intel Atom pek verimli olamayacaktı veya sisteme Windows yükletmek istemediler). iPad’de 3.Nesil bağlantılı modeller de mevcut ancak onlar biraz daha pahalı; standart olarak gelen modellerde Wi-Fi ve EDGE bağlantılar çalışır durumda. Örneğin; 16GB’lik 3N destekli model 629 Dolar’dan satılırken, 3N alıcısı olmayanınkinin fiyatı 499 Dolar. Peki, ne işe yarayacak bu iPad? Mesela New York Times okurken video eklentisi sayesinde haber videosunu da izleyebileceksiniz. Cihaz ile çizim yapılabileceksiniz. Yüksek çözünürlüklü ekranıyla oyunları artık içindeymiş gibi oynayacaksınız. Sayısal okuma ve İnternet cihazı iPad ile hem sürekli İnternet’e bağlı kalacak, hem gazete, dergi hem de kitap okuyacaksınız. Okuyacağınız kitaplar iPad’de ağaçtan yapılmış bir kitaplık görüntüsün içinde raflarda dizili olarak duruyor. Okumak istediğinize elinizle dokunup o kitabın yapraklarını çevirmeye başlıyorsunuz. Yolda giderken GPS özelliği ile yol, bina, firma ya da kampanya bilgisi alacaksınız. Sadece 1,30 cm kalınlığında ve 700 gram ağırlığındaki bu çok büyük boy iPhone ile hayatınızdaki ekranlara bir yenisini daha ekleyecek, ona dokunmadan edemeyeceksiniz. Kâğıdın hissini, kokusunu biraz daha unutacaksınız.
Cihaz için yorum yapmadan olur mu hiç? Olmaz. iPad; Flash destekli Web sitelerini açamıyor, USB bağlantısı da yok, kamerası da yok ama video izlerken şarjı da 10 saat gidiyor. Çok da güzel oyun oynanıyor. Boş verin, Apple neyi yaparsa bir güzel yapıyor. Zaten zaman içinde kardeşleri de çoğalır gider. ASUS da bir EeePad neden yapmasın?
Önemli olan kimin neyi yaptığı değil, sizin neyi nasıl yaptığınızdır. Ekranlara bakarak geçirdiğimiz saatlerin birkaç dakikasında sevdiklerimize, çevremize baksak; kitapları, gazeteleri, dergileri elimizle tutup, hissederek okusak daha iyi olmaz mıydı?
Kelin merhemi olsa başına sürermiş, ben de kelim zaten.
Kalın sağlıcakla…