Orbit

4 Saat süren penaltı atışları gibiydi…

Ocak ayı içerisinde yapılan futbol ihalesinden bahsediyorum. Digiturk ve Türk Telekom, tabiri caizse tam anlamıyla (ama centilmence) kapıştılar. Son derece heyecanlı başladı, ilk artışlar yüksekti, fakat bedel belli bir seviyeye yükseldikten sonra taraflar minimum limitlerle artışları sürdürüp, süreci sinir ve kondisyon mücadelesi haline getirdiklerinde sıkıcı olmaya başladı. Hatta o kadar ki, ihaleyi canlı veren TV kanalı bile bu monotonluğu aşmak için ihale akışını alt yazıya alıp stüdyoda yorum ve bilgilendirme yapmaya başladı. D-Smart’ın da bir şekilde katılabileceğini umuyordum ama katılmadılar. Digiturk zaten güçlü katılması beklenen taraftı ama, Türk Telekom’un konuya dahil olması aslında birkaç açıdan çok önemli bir işaret. Bu ve bazı diğer işaretler bu ayki yazımın konusu:

  1. Türkiye’de ilk defa içerik bu kadar değer etti

Yıllık 321 Milyon Dolar. Bu rakam ihale sonucudur. Diğer eklenecek maliyet kalemleri ile (vergiler, federasyon payı gibi…) toplam 4 yıllık yayın bedeli ederi: Yaklaşık 1,968 milyar Dolar. Digiturk bazı beyanlarında 2015’e kadar yayından bahsediyor. Çünkü yayın süresini bir yıl uzatma imkânı var: Yani yaklaşık 2,590 milyar Dolar. Dile kolay. Telekomünikasyon lisans bedelleri ile boy ölçüşen bir rakam, üstelik daha kısa bir süre için…
Bu durum, doğru iş modeli ile içerikler son kullanıcının tüketimine sunulduğunda nasıl bir potansiyel içerdiğinin göstergesidir. Türkiye’de mobil dünyada WAP/GPRS ile başlayan 3.Nesil ile devam eden, kablolu dünyada ADSL ile önemini hatırlatan “değerli ve talep gören içerik” mevzuunun kanepenin karşısındaki ekranlarda (TV) nasıl değerlendirildiğinin örneğidir. Ses, İnternet ve TV yakınsamasında içerik tarafından gelen bu katma değer TV’yi biraz daha baskın hale getirdi kanaatindeyim.

  1. Yakınsamanın oyuncuları hamle yaptı

Aslında eski bir vizyon olan yakınsama, icraat aşamasına gelmeye başladı… Mobil veri ve geniş bant İnternet’in yaygınlaşması ile birlikte, yakınsama ilgili sektörlerin hep gündemindeydi. Çeşitli mecralarda nasıl bir geleceğin bizi bekleyeceği hep 2li, 3lü oyun kavramlarıyla anlatıldı. Yani tek seferde ses ve İnternet ve video (TV veya başka bir yöntemle…) servislerinin alınması. Turkcell grubu ve Çukurova grubu şirketleri bu konuda çok uzun süredir hazırlanıyorlar. Turkcell, Superonline, Digiturk, Intertek… gibi firmaları yan yana koyduğumuzda, pozisyonunu net bir şekilde ortaya koymuş oluyor. Türk Telekom ise; Avea, TTnet, Grup şirketleri (Sebit/Vitamin, Sobee, Assistt,…) ile endam etti.
Türk Telekom TV yayınları konusunda TRT ile bir ortak çalışma içerisine girebilirdi. Bu noktada bir de sürpriz olabilirdi: Çünkü D-Smart her ne kadar ihaleye katılmasa da, altyapısının hazır oluşu ve kurulu izleyici tabanı açısından Türk Telekom için enteresan bir işbirliği olabilirdi.
Yakınsama konusunda içerik, teknoloji, platform olarak Türkiye’de çeşitli oyuncular olduğunu biliyoruz. Ama komple endam eden şu anda sadece bu iki grup gözüküyor. İkinci sırada daha farklı modellerle Doğan ve Doğuş grubunun geldiğini düşünüyorum.

  1. Limit yükseldi

Resme genel olarak baktığımızda içeriğin bu kadar yüksek olmasa dahi kayda değer bir gelir elde etmesi için ciddi bir altyapı, tanıtım, kullanıcı alışkanlığı/bağlılığı, içeriği destekleyecek sunu ve çerçeve servislerin ve benzeri pek çok destek faaliyetinin de gerçekleştirilmesi gerekiyor. Çünkü şu anki mevcut oyuncular komple servis verir durumdalar. Bu durum aynı ölçeklerde oynamak isteyen yeni oyuncuların işini bayağı zorlaştırmakta. Hem maddi yatırım açısından, hem bilgi bikrimi açısından, hem de insan kaynakları açısından… Limitlerin yükselmesi, atı alanın Üsküdar’ı geçmesine yol açabilir. Yakınsanmış servisler sektörü ülkemizde tipik bir “Gorilla Game” olabilir. Yani bir veya iki büyük karlı oyuncu. Onları takip eden karsız veya kırılgan, görece zayıf bir rekabet ve pazarın alt bölümlerinde niş veya marjinal veya “Pioneer” dediğimiz türden küçük firmalar. Burada bir risk unsuru var: Yakınsama dediğimiz pazar yeni bir şey değil. Mevcut servislerin birleşik olarak sunulmasından oluşuyor. Dolayısıyla sadece telekomünikasyon, sadece İnternet veya sadece içerik sunan firmalar için gelecekte zorlu şartlar bekliyor olabilir. (Elbet yakınsanmış servislerin talep patlaması yapması sonucunda…)

  1. Riskler arttı...

Bu ihale sonucunda Digiturk memnun. Kurulu iş modelinden ve hedeflerinden sapmadan devam edebilecek. Türkiye Futbol Federasyonu memnun. Sektörünün değerini arttırdı. İlgili futbol kulüpleri memnun. Gelirleri artıyor. Bir kısım izleyiciler memnun, evdeki kurulu düzeni değiştirmeden aynı sistemde devam edebilecekleri için. Bu memnuniyet listesini uzatabilmek mümkün elbet.
Fakat bu işin bir de fakatı var. İş hayatında neticeler önemlidir. Dönemin sonunda; “Ne ürettin, ne sattın, vergilerden ve finansman giderlerinden sonra ne kadar kar ettin?” diye sorarlar. Digiturk’e de soracaklar elbet. Elbet Digiturk hesabını yapmıştır. Lakin artan maliyetler karşısında çok zorlayıcı hedeflere koşacağı da bir gerçek. Üstelik içerik üzerinde kontrol sahibi de değil. Yani gelecek yıl futbol takımlarımız vasatın üzerine çıkamazlarsa, izleyici talebi azalırsa bunu değiştirmek tam olarak Digiturk’un elinde olmayacaktır. Bu benzeri argümanlar göz önüne alındığında aslında ortada ticari bir risk olduğu gözüküyor. Bu riskin katma değerli servisler ve diğer pazarlama faaliyetleri ile azaltılması mümkün. Yayın döneminin sonunda bugünkü fiyatın üzerinde ihale edilmesidir isteğimiz, ki bu sektörün topyekun değerlendiğini gösterecektir.

  1. Yaratılan artı değer kendisine yeni yatırım ve gelişme alanları arıyor

Bu ihalede sadece iki majör katılımcının olması ve birisinin telekomünikasyon şirketi olması, diğerinin ise telekomünikasyon ve İnternet alanında yoğun olarak odaklanmış bir firma olması enteresan. İkisinin de kararlı ve inatçı olarak fiyat artışlarına katılmaları da bu işe ne kadar inandıklarının göstergesi. Bu açıdan baktığımızda mantıklı bir iş modeline oturmuş, büyüme ve karlılık potansiyeli olan yeni iş alanlarının yatırımcı bulması kolay olabilir. Sonuçta Türkiye’de şu an için futbol kadar olmasa da talep görecek ve değer edecek içerikler olduğunu düşünüyorum.

  1. Mobil yayınlar

İhaleyle ilgili üzerinde o kadar gündem harcanmayan konulardan birisi de mobil ortam yayınları. Maçların gollerini yayınlamak için Türk Telekom tarafından yıllık ödenecek toplam tutar 15,12 milyon Dolar. 4 yıllık toplam rakam; vergiler dâhil yaklaşık 82,8 milyon Dolar. Aslında Türk Telekom / Avea bu işin ucunu bırakmamış durumda. Mobil taraftan takibe devam edecek. Bir taraftan mobil servislerin de artık göz önüne alınıp, bedellendirildiğini görmek güzel. Diğer taraftan 3N ile hızlanan mobil veri kullanımının konvansiyonel medya / içerik tüketimi konusunda halen kat edecek çok yolu olduğunu da rakamsal olarak gözlemiş oluyoruz.

  1. Tüketici beklentisi

Kendi çapımda yaptığım mini izleyici araştırması sonucuna göre, son ihalenin sonuçlarına göz önüne alındığında futbol yayınlarını izlemek için yıllık abonelik fiyatının ne kadar artacağı ve buna gerçekten değip değmeyeceği diğer bir soru işareti.