İşimiletişim

 

İletişim donanımları: ‘Keşke’siz bir yaşam için iletişim

Başlık; çok değer verdiğim, hayatıma da büyük değer katan sevgili Doğan Cüceloğlu’nun bir kitabının adı.
Bu kitabı Doğan hocamın diğer kitaplarından ayıran önemli bir özelliği var. O da, önceki kitaplarındaki kavramlardan yararlanarak hazırlayıp sunduğu ve benim de yıllar evvel, sevgili Yavuz Durmuş ile birlikte, Boğaziçi Üniversitesi Mezunları Derneği’nde katıldığım “İletişim ve Etkili Yaşam” seminerinin içeriğini kapsamasıdır.
Arka kapağında “İletişim Donanımları” başlığını taşıyan 9. basımını imzalatamamışım o vakit, 2002 yılında. Ne var ki, kitap, insanın “pişmanlık” olgusuna dikkat çekecek bilince evrimini yaparak 35. basımında arka kapağını geliştirip yazımın başlığındaki ikinci kısmına değiştirmiş: “Keşkesiz Bir Yaşam İçin İletişim”.
Bu kez, kapmışım hocamın imzasını. 2011 Ocak’ında, Ankara’da, kaymakam adaylarına verdiği seminerde, “Sevgi ve anlam dolu bir yolculuk için, dostluğumla” temennisiyle”…
Hocamın bende iz bırakan en temel özelliği, onca bilginin birikimini tevazu ile harmanlayıp sunabildiğinden, insana sevgiyle akan bilgeliği…
Bir Doğulu olduğunun sürekli farkındalığında Doğan Cüceloğlu. Batı’da deneyimledikleriyle iki farklı zeminden çok beslenmiş, donanmış bilincinin zenginliklerini paylaşıyor kitaplarında, seminerlerinde, evimize konuk olduğu televizyon programlarında… Bir aile büyüğünün sevecenliğiyle, didaktik olmayan kendine has tarzıyla, bir Anadolu ozanı, Silifkeli derviş edasıyla, adeta sohbet tadında.
Hayat okulunda, hakikati nice yanlışın deneyimiyle, düşe-kalka yaşayarak öğrenme yolculuğumuzda “sürekli iletişim halindeyiz”. Bilincinde olalım, olamayalım, işimiz iletişim!
Çünkü, iki insan birbirinin farkına varınca iletişim başlar ve insanlar, sezgisel olarak iletişim ortamındaki ilişkileriyle ilgili şu beş soruyu sorarlar:
1) Umursanıyor muyum?
2) Kabul ediliyor muyum?
3) Değerli miyim?
4)Yeterli miyim? Gücümün olduğuna ve işi yapabileceğime güvenilir mi?
5) Sevilmeye layık mıyım?
Diğerlerini bir başka yazıya bırakarak sondan başlayalım ve sevilme boyutunu ele alalım.
Sevilmek, -her yaştaki- çocuğun gelişimi için gıda gibi gereklidir. Sevildiğini bilen , -her yaştaki- çocuk, iyi bakılan bir çiçek gibi gelişir. Sevilmeyen ise susuz bırakılan bir çiçek misali solar.
Doğan hocamın çocuklar için sorduğu soruyu ben size soracağım: İnsan sevildiğini nasıl anlar: 1) Özleniyor muyum, 2) benimle vakit geçirilmek isteniyor mu?
Geniş bir empati anlayışını kapsayan Mevlana’nın “Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar” deyişiyle bugün size kendinizle yeni bir anlaşma yapmanızı önereceğim: İletişimde sevgi dilini seçin.
Siz siz olun, yaşadığınızı hissetmek için ünlü şairimiz, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dediklerine kulak verin. Ve yaşadığınız her saniye, sevdiklerinize sevildiklerini “aşikarane” hissettirin…

Can, sevilmek ve özlenmek ister
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgar bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.
Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtulalım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim, sevelim, sevelim
Sevebileceğimiz kadar.

[1 ] Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları: ‘Keşke’siz Bir Yaşam İçin İletişim Donanımları, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2010.