Cenk YAPICI
cenk.yapici@turktelekom.com.tr
Twitter: @cenkyapici

Muhaberat

Sayısal nesiller

Eskiden nesiller on yıllara, devrimlere, toplumsal hareketlere göre isimler alırdı. 68 kuşağı, 70’liler, 80 kuşağı, 2000’lerin zamane veletleri… Nesillerin adını belirleyen seneler de artık yerini teknolojinin gelişimine, hareketine bıraktı. X kuşağı, diye adlandırılan kuşak 70’li ve 80’li yıllarında doğanları kapsıyordu. Bu X nesli, soğuk savaşın son dönemleri kabul edilen devir içinde analog teknoloji ve haberleşme cihazlarının sahip olduğu bir yapıyla büyüdüler. 90’lı yıllar ve milenyum kuşağı diye tabir edilen 2000’li yıllarda doğmuş, sayısal ve mobil teknolojilerle “çocuk oyuncağı” misali ilişki kurabilmiş kuşağın adı da Y kuşağı. Bu kuşak günümüzün sanal yerlilerini de oluşturuyor aslında. X kuşağı da bu sayısal teknolojiyi öğrenmeye, kullanmaya ayak uydurmaya çalışan sayısal göçebeler.
Eskiden her şeyi dedeler torunlarına, babalar evlatlarına öğretirken şimdi sayısal yaşamın içine doğan, bu dünyanın yerlileri haline gelen torunlar tanıtıyor teknolojiye dedelerine. Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilinmez; bebekler 1,5 yaşından itibaren tablet bilgisayarlarda resim galeri arasında dolaşmaya, fotoğrafları yakınlaştırıp, çevirmeyi becerebiliyor. 3 yaşına geldiklerinde ise, diz üstü bilgisayarlarından YouTube’u açıp Pepee ya da Caliou animasyon karakterlerinin filmlerini açıp, izleyebiliyorlar. Artık gördükleri her ekrana dokunmatik özellikliymiş gibi davranıyorlar, hatta ellerine yüksek baskı kaliteli bir dergi verdiklerinde derginin fotoğraflarına dokunarak, yeni bir video penceresi açılmasını umuyorlar; açılmayınca mutsuz oluyorlar.
Gün içinde çevremizde sayısal yerlilerin ve sayısal göçebelerin etkileşimini gösteren o kadar çok örnek yaşıyoruz ki; metrobüse oturma savaşı sonrasında bindiğinizde çevrenize bir bakarsanız bu muhabbeti kolayca görebilirsiniz. Sayısal göçebeler kuşağındaki teyzelerimiz ve amcalarımız haberleşme ihtiyaçlarını karşılamak için sadece konuşma ve kısa mesaj göndermek amacıyla kullandıkları telefonları ile haşırneşirdirler. Tuşlara daha iyi arasın, iletişsin diye daha bir sert ve hatasız basmaya gayret ederler. Metrobüste oturma savaşını kazanmış ve cam kenarındaki yerlerini başarıyla elde etmiş sayısal yerliler ise, akıllı telefonlarını ellerine alırlar ve ceplerinden kulaklıklarını çıkararak hemen cihazlarına iliştirirler ve dünya ile ilişkilerini keserler. Artık onlar için hayat, yolculuk boyunca Facebook, Twitter, YouTube, FourSquare ya da henüz yeni çıkmış bir albümün kulakta çalan parçasıdır.
Kendi aralarındaki konuşmaları da bir farklıdır; birbirlerine duvarlarında paylaşılanları, aldıkları “mention”ları, yaptıkları “retweet”leri, alınan “favori”leri, “search”leri, “top video”ları, “check-in” sayılarını, “majörlük”lerini, kalan “megabayt”larını, Instagram’a yaptıkları “upload”ların “like” sayılarını anlatırlar. Bu konuşmaları herhalde 15 yıl önce birileri yapsaydı ve duysaydık ‘deli bunlar, vah vah’ der geçerdik herhalde. Sürekli sanal dünyanın içinde olan bizler için her ne kadar anlaşılır gibi görünse de, sayısal göçebeler için bu kavramların büyük bir kısmı hala yabancı.
X kuşağı için teknoloji televizyon, video, belki FM radyodan kayıtlı çift kasetçalarlı bir müzik setiydi. 90’ların ve 2000’lerin Y kuşağı için bir PC, bir mobil telefon, kısa mesaj, biraz MSN Messenger veya ICQ idi teknoloji, ucunda biraz LCD TV, biraz iPhone, biraz iPad…
Şimdi Z kuşağı geliyor; 3.boyutun, hologram ve uzaktan dokunuşun, artırılmış gerçekliğin içine doğan yepyeni bir nesil. Teknoloji o kadar hızlı ilerliyor ki; bu kuşağın ömrü de uzun olmayacaktır. 2025’e kadar gelişen teknoloji ile uzay çağı nesli ya da eskilerin X kuşağına taktıkları zamane veletleri nesli gerçek anlamıyla ortaya çıkacak.
Bu arada derginizin sayfasını Facebook’ta “like” etmeyi ve “account”unu Twitter’da “follow”lamayı lütfen unutmayınız.
Sevdiklerinizle sevgi dolu bir ay geçirmeniz dileğiyle…
Not: Bu yazı, zorunlu olarak çok sayıda İngilizce teknolojik sayısal terimler içermektedir.