Numan AYDINOĞLU

@ktör


Kendini eğitmeyen eğitimciler

BENİ okuyan sevgili dostlarım zaman zaman seyahatlerimle ilgili anılarımı okumaya alışkınlar. Ancak bu ay, bir kitap yazacak kadar çok anıyla döndüğüm bir Güneydoğu Anadolu seyahatim oldu ki anlatmakla bitecek gibi değil. Hangi anımı sizinle paylaşsam bilemiyorum. Bir sürü tatlı olay var bunların içerisinde; hala kaybolmayan o sıcak evsahipliği, Tanrı misafirine sunulan en güzel ikramlar kavramı, yol tarif etmek yerine sizinle gideceğiniz yere kadar gelmeler, okuryazar olmadığı halde filozofça fikirler üretenler, vesaire vesaire… Tüm bunlar Anadolu’nun ölmeyen ve de oraları bir başka güzelleştiren özellikleri.
Ancak bir konu var ki beni yürekten yaraladı dersem pek de abartmış olmayacağım. Hiç dikkatinizi çekti mi bilmiyorum ama devlet, Anadolu’nun her köşesine öğretmen evleri yapmış, dışarıdan bakıldığında ve hatta lobiye attığınız ilk adımda, zaman zaman turistik otel imajı yaratacak bir görünümle karşı karşıya kalıyorsunuz. Ancak maalesef bu görkemli imaj, odanıza çıktığınızda ortadan kalkıyor.
Bu mekanlar, gerçekten ekonomik olarak kendilerini memnun edemediğimiz öğretmenlerimizin kullanımı için hazırlanmış mekanlar. Fiyatları da son derece makul. Banyolu bir odaya bir gece için 7 (yedi) milyon Türk Lirası veriyorsunuz. Kahvaltı veya bir öğün yemek için ödediğiniz para ise 1 milyon 500 yüzbin TL.

Şimdi diyebilirsiniz ki peki bunda kötü olan ne?
Kötü olan, bu hizmete sahip çıkmamak. Aynı özellikleri sunan bir otel 100 milyon (hatta 100 ABD Doları olanları bile var) civarında bir yatak bedeli isterken, benim öğretmenim 7 milyona kalabileceği bu yerleri maalesef son derece hor kullanmış. Kapılar tekmelenerek kırılmış, yerlerdeki halılar ve masa örtüleri sigara ateşi nedeni ile oluşmuş bir yanık mozaiği ile dolmuş. Hatta daha acısı, duvarlarına sigara ve alkol kokusu sinmiş odalar bulmak son derece normal hale gelmiş durumda.
Ne güzel düşünmüşler oysa öğretmen evlerini, maddi olarak tatmin edemediğimiz sevgili öğretmenlerimiz son derece ucuz bedeller ödeyerek gerektiğinde hafta sonunu dahi geçirmek amacı ile buralar gelecek, hatta aynı şehirde yaşayan öğretmenler zaman zaman buralarda toplanarak sosyal anlamda bir birliktelik oluşturacak, hem hoş vakit geçirecekler hem de gerek duyduklarında sakin bir ortamda kendilerini geliştirecekler ve hatta OKUYACAKLAR!!! Kitapların bu kadar pahalı olduğu bir ortamda ortak bir kitaplığın faydası öğretmenlere sunulacak.
Buraya kadar her şey güzel görünüyor ama maalesef madalyonun arkası çok daha farklı. Öğretmenlerimiz ne yazık ki okuma odaları yerine oyun odalarında sigara dumanları altında vakit geçiriyor ve kitaplıklara ise sadece süs olarak konulmuş 68 yılı basımı Rus klasikleri yerleştirilmiş. 68 yılında basılmış ama bu güne kadar hiç eskimemiş kitapları maalesef oralarda gördüm.
Bu arada bana diyebilirsiniz; “Öğretmen zaten aç, okuyacak zamanı yok, ekmek derdinde”. Haklı da olabilirsiniz bir anlamda, ancak bu teori; 100 metrekarelik oyun odasının tıka basa dolu olduğu bir öğretmen evinin okuma odasında sadece iki kişi olması ve onların da televizyon seyretmesi şeklinde bir örnekle kameralarıma yansıyınca biraz değer kaybediyor benim gözümde.
Eğer öğretmenim okumazsa öğrenemez; öğrenemezse ne öğretecek o zaman?
Çocukluğumuzdan beri duyduğumuz bir soru vardır. Boş zamanlarında ne yaparsın? Cevap ise malumdur. Kitap okurum, müzik dinlerim. Ne acı değil mi? Kitap okumak boş zamanların işi gibi değerlendirilir. Oysa kitap okumak başlı başına bir iştir ve insanın eğitimini destekler. Eğlencelik değildir. Eğer okumak için boş vakit arıyorsanız, kendinizi eğitmek için boş vakit arıyorsunuz demektir. Bu da vaktinizi boşa harcıyorsunuz anlamına gelir.

Saygılarımla…