Demet ZÜBEYİROĞLU

Büdütör


Süreyya'nın hikayesi -2
YAZININ başlığından aldanmayın, bu sonsuza kadar sürmeyecek. İkinci ve son… Geçen ayki yazımı okuyanlar hatırlayacaklar, bir girizgah yapmış, anafikirlerini aslında sizlerin de çok kolay içinden çekebileceğiniz bir alıntı yapmıştım. Yıl 1920… İstanbul işgal altında, Eğitim Bakanlığı para aktaramadığından okullarımız bir bir kapanıyor. Ve zamanın sivil toplum kuruluşları ve tek tek bireyler, bu ülke için, bu ülkeye değer katabilmek, bir takım değerleri kaybetmemek için dişlerini ve tırnaklarını kullanıyorlar. Çok daha elzem şeylerin ortaya konduğu örnekler vardır ama burada, öylesine bir zamanda, bir adet vatandaşın gücüyle yaptırılan bir tiyatro ve sinema salonu; şu anda avanaklar birliği tarafından azınlıkların haklarının çiğnendiği söylenen ülkemizde, kendi vatandaşımızın azınlıklardan daha muhtaç yaşamasına bir örnek olması açısından önemli. Osmanlı’nın dünyaya ırk, din, milliyet mozaiğinin nasıl birlikte yaşayabileceğini öğreten modelinden kısa bir süre sonra, tereciye tere satma misali, bugün bize insan haklarından söz edenlerin; kısa süre önce ülkemiz topraklarında birer azınlık olarak bizlerden daha şaşalı yaşadığını unutturmayan çok güzel bir örnek… Milli birliğe, dayanışmaya, sosyal sorumluluğa, bizi biz yapan eski özelliklere güzel bir örnek… Ortaya çıkan eser de örnek kadar güzel… Tarihi bir eser olan Süreyya Sineması’nın yenilenerek, yaşaması ise en güzeli…
Bugüne dönecek olursak; işte bir fıkra sizlere, büyük olasılıkla çoğunuzun bildiği ama durumumuzu kısaca özetleyen. Adamın biri ölmüş ve her zamanki gibi yukarı çıkmış. Hep öyle olur ya. Rehberlik görevini üstlenen zebani, adama, cezasını çekmek için seçenekleri gösterirken, yani kazan kazan gezerken, adam bir de bakmış ki, cehennemde bir tek kazanın başında zebani yok. Diğerlerinin hepsini kontrol etmekte olan ve başını kazandan çıkarmaya kalkan olursa içeri ittiren bir zebani var. Merakla sormuş rehber zebaniye, "Bu kazanın başında neden kimse yok, neden kimse kazanı kontrol etmiyor" diye. Zebani yanıtlamış: "He o mu? O kazan Türklerin kazanı. Zebaniye ihtiyaç yok. Çünkü her kim kazandan başını çıkarmayı başarırsa, aşağıdakiler onu geriye çekerler" demiş.

Bilmem çok kısa ve öz olarak anlatabildim mi? O zamanları ve bu zamanları, aradaki farkı… Olması gerekenleri. Yapılmayanları hayal etmek ise size kalmış…

Saygılarımla…


NOT: Süreyya’ya bir gidin. Ortaklaşa yapılabilecek bir şey varsa kafanızda, birlikte çalışmaya değer diye düşünüyorum.