Bora TEKİN
Yönetici Ortak
Sphere Consulting Services
Sphere

 


Danışmanın dediği

Rüya

GAZETELERİN köşe yazarları konu sıkıntısı çektiklerinde havadan sudan (hatta bazen eşlerinden, ev yaşamlarından) bahsederler. Mizah dergilerinde sürekli çizen karikatürcüler çizecek konu bulamadıklarında “çizecek konuyu nasıl bulamadıklarını” çizerler. (Aynı tümcede 4 kere “çizmek” fiilini kullandım, bu bir dünya rekoru!) Aylık bir dergide yazıyorsanız ve yazacak konu bulamadıysanız işiniz daha zor. Bir defa havadan sudan bahsetme şansınız hiç yok, gündem o kadar hızlı değişiyor ve bir önceki ay içine o kadar çok konu sığıyor ki, adama sorarlar “bu kadar çok şey varken bahsedilecek biz senin özel yaşamını mı okuyacağız” diye. “Nasıl yazacak konu bulamadığınızdan” bahsederek koskocaman sayfayı doldurmanız da imkansız...
İtiraf ediyorum; bu ay yazacak konu bulamadım. Daha doğrusu yazacak konu bol da bence hiçbiri yazmaya değecek kadar önemli değil. Onun için gelin size birkaç akşam önce gördüğüm bir rüyayı anlatayım:
Rüyamda ben ben değilim, bir büyük şirketin patronuyum, hatta büyük bir holdingin de olabilir. 333 odalı, denize nazır, sayısını tam olarak bilmediğim hizmetlilerimin etrafımda dört döndüğü yalımda, pencere önünde oturmuş elimdeki içkiyi yudumluyorum. (İçkinin ne olduğunu anımsamıyorum, demek insan rüyalarında tat alamıyor) Birden bire telefon çalıyor, açıyorum. (Onca hizmetlisi olan patron hiç kendisi telefon açar mı, rüya işte) Bu arada telefon da bildiğimiz telefonlara benzemiyor, görüntülü. (teknolojik rüya) Karşımda annem var, başlıyor konuşmaya: “Oğlum, ben sana demedim mi danışmanlık işine girme diye, bak çekiyorsun işte anne sözü dinlememenin cezasını.” Hoppala, yahu ben holding patronu değil miydim, danışmanlık nereden çıktı? Annem devam ediyor: “Bak Ayla Hanım’ın oğluna, annesinin sözünü dinledi gitti nalbur dükkanı açtı, şimdi paraya para demiyor.” “Anneciğim, işler hep böyle gitmez ki, piyasalar bir açılsın bak sen gör o zaman nasıl güzel danışmanlık projeleri geliyor” diyorum ama dinleyen kim. Annem makinalı tüfek gibi devam ediyor. Daralıyorum, için sıkılıyor. Sonra birden bire annemin yüzü değişiyor ve eşimin yüzü ekranda beliriyor. (Kendimi birden bire Press Bey gibi hissettim nedense) “Hadi Bora, akşama davet var, sen daha giyinmemişsin bile” diyor. Hadi, içimdeki sıkıntı daha da büyüyor. Davet ne daveti, kimler gelecek, nereye gideceğiz? Tam sıkıntıdan patlamak üzereyken omzuma bir kol dokunuyor, dönüp bakıyorum: Ayla Hanım’ın oğlu! “Abi” diyor, “Bu nalburiye işinde çok para var, hiç öyle talep yaratma, fayda anlatma gibi sıkıntıların yok. Hiç sen ‘bak abi, bu somunu bu vidaya takarsın, böylece bu iki levha birleşmiş olur, bu nedenle senin verimliliğin %55 artar’ diyen bir nalbur gördün mü? Adam gelir dükkana, vida ister, sen yalnızca ‘kaç kilo?’ diye sorarsın, tartar verirsin. Üstelik trink para, nakit. Hiç öyle tahsilat derdi, kur riski filan yok” Sıkıntının miktarı artıyor. Dönüp camdan dışarı bakıyorum, belki deniz manzarası rahatlatır diye. Camdan birden bir adam yüzü beliriyor, benim müşterimmiş. “Bora Bey, o bedava vereceğiniz hizmet var ya, fiyatı çok yüksek. Üstüne 20.000 Dolar sizin bize vermeniz lazım” diyor camdaki adam. O anda kopuyorum, adamın üzerine atlıyorum ve doğal olarak camdan dışarı uçuyorum. Boşluğun içinde düşmeye başlıyorum (eminin siz de yaşamışsınızdır bu düşme duygusunu rüyalarınızda.) Benim yalı oluyor bir gökdelen, düş düş bitmiyor. Tam yere ulaşacağım derken yer birden uzaklaşıyor. Ancak hiç korkmuyorum, aksine garip bir huzur kaplıyor içimi. Bu düşüş hiç bitmesin istiyorum.
Yere varamadan uyandım. Genelde rüyalarımı anımsamam uyanınca ama bu rüyayı çok net olarak halen anımsıyorum. Aynı akşam eşime anlattım rüyamı, o çok bilinen yorumu yaptı: “Gece sırtın açık kalmıştır.” Yine de benden söylemesi, yakın zamanda gazetelerde “Danışmanlık kariyerinden nalburluğa” diye bir haber okursanız bilin ki sebebi Ayla Hanım’ın oğludur.

Tatlı rüyalar...


Köşe Yazarları
Danışmanın Dediği