Telekomünikasyon Kurumu: “Ülkeler telekomünikasyon teknolojileri konusunda ortak çalışmalar yapmalı”

Fatma Ağaç

‘Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından organize edilen Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nin ulusal hazırlık çalışmalarını yürüten Telekomünikasyon Kurumu, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin telekomünikasyon teknolojileri konusunda ortak çalışmalar yapılmalarını önerdi.

ULUSLARARASI Telekomünikasyon Birliği (ITU) tarafından organize edilen Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nin ulusal hazırlık çalışmalarını Ulaştırma Bakanlığı Haberleşme Genel Müdürlüğü ile birlikte yürüten Telekomünikasyon Kurumu, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin telekomünikasyon teknolojileri konusunda ortak çalışmalar yapılmalarını önerdi.
Kurum önerisinde, enformasyon teknolojileri alanında, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin mali kaynaklarının yetersiz kalması nedeniyle bu teknolojilerin üretiminde ortaklıkların teşvik edilmesi ve güç birliğine gidilmesi gerektiğini bildirdi. Kurum, telekomünikasyon teknolojileri konusunda ortak proje üretiminin teşvik edilmesi ve üretilen projelerin desteklenmesi gerektiğine de dikkat çekerek, bu alanda kullanılan teçhizat ve kablo (fiber optik, bakır, koaksiyel, veri kabloları vs.) imalatı, montajı ve işletmecilik konusunda görüş alışverişine uygun zeminin oluşturulması gerektiğini vurguladı. Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nin ulusal hazırlık çalışmaları Telekomünikasyon Kurumu öncülüğünde Eylül 2002 tarihinde başlatılırken, ulusal çalışmalar kesintisiz olarak sürdürülüyor. Çalışmaların sekreteryasını TÜBİTAK yürütürken, ulusal çalışmalar kapsamında ulusal bilim ve teknoloji politikalarının en önemli ayaklarından bir tanesinin “bilgi toplumu” politikaları olduğu sonucuna varılırken; bilgi toplumu tartışmalarında küresel süreçlerin iyi çözümleyip kavrayabilmenin, ulusal politika tasarımları açısından
büyük önem taşıdığı belirtiliyor. Çalışmalarda, küresel bilgi toplumunun sürekli büyüdüğü günümüzde, Türkiye’nin Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’ni büyük bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiği vurgulanıyor. Birleşmiş Milletler (BM) İdari Koordinasyon Komitesi’nin (ACC) gündeminde yer alan Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi ile ilgili 1998 yılında başlatılan çalışmalar, 2000 yılında, zirvenin hazırlık ve organizasyonuna ilişkin kabul edilen eylem planıyla, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin himayesinde ve Uluslararası Telekomünikasyon Birliği’nin (ITU) öncülüğünde başlatılmıştı.

Eylem Planı ve Deklarasyon’da az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere öncelik verilecek
Bilgi toplumu olma konusunda gelişmiş ülkelerden ziyade, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin çeşitli ihtiyaçları ve sorunları olduğu göz önüne alınarak hazırlanacak olan Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi Eylem Planı ve Deklarasyonu’nda bu ülkelerin önceliklerine daha çok ağırlık verilmesinin daha isabetli olacağı değerlendirildi.
Bilgi toplumuna topyekun dönüşüm hedefine ulaşılabilmesi için, tüm toplumsal kesimlerin enformasyon ve komünikasyon teknolojilerine (EKT) eşit ölçülerde erişiminin sağlanması ve eşit kullanım olanaklarının oluşturulması gerektiği belirtildi. Bunun için tüm kullanıcıların, ödenebilir ve karşılanabilir ücretler ile EKT’ne erişiminin sağlanması, gelir düzeyi düşük, az gelişmiş bölgelere de EKT olanaklarının taşınmasının önemli olduğu vurgulanırken, bu amaca yönelik olarak, hem küresel hem de ulusal boyut ve kapsamda yürütülmesi gereken çalışmalar çerçevesinde Türkiye ve gelişmekte olan ülkelerin uluslararası kurumlardan beklentileri şöyle sıralanıyor:
“Küresel enformasyon toplumunun öncelikli hedefi; gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin gereksinimlerinin giderilmesi olmalıdır. Bu çerçevede, gelişmekte olan ve özellikle az gelişmiş ülkelerdeki toplumsal gelişme projeleriyle ilişkili olan, iletişim donanım ve hizmetlerinin bir bölümünün karşılanması için gelişmiş ve görece zengin ülkelerin katkıda bulunacağı bir ‘Evrensel Fon’ oluşturulmalıdır. Küresel boyuttaki çalışmalar, Birleşmiş Milletler (BM) gibi uluslararası kuruluşların organizasyonu ve yönetimi altında gerçekleştirilebileceği gibi, ülkesel ve bölgesel topluluklar tarafından da yürütülebilir. Böylelikle EKT kullanıcılarının sayısı arttırılmış, EKT’nin dünya üzerinde yaygınlaşması sağlanmış, toplumlar arasındaki sayısal uçurum bir ölçüde azaltılmış olur.
Gelişmekte olan ülkelerin içinde bulundukları coğrafyada çevre komşuları ile bir araya gelerek bölgesel ağlar ve bölgesel işbirlikleri oluşturmaları için her türlü destek verilmeli, BM ve OECD gibi uluslararası kuruluşlar bu tür işbirliklerini teşvik etmeli ve yönlendirmelidir.
Mülkiyet kavramının, tarihsel miras, sosyokültürel değerler ve zihniyet dünyası gibi olgulardan soyutlanarak ele alınmaması gereklidir. Bu sayede gelişmiş ülkeler ile az gelişmiş ülkeler arasında makul bir tartışma zemini yaratılabilir. Hiç kuşkusuz bir ürünün yaratılmasına veya geliştirilmesine katkıda bulunan kimselerin, ortaya koydukları ürünler üzerindeki hakları korunmalıdır. Ancak bu, onların motivasyonlarını destekleyecek ve katlandıkları maliyetleri telafi edecek ölçüde olup ‘tekel’ konumu yaratacak düzeyde olmamalıdır. Başka bir deyişle, yeni düşünceler veya teknolojiler, insanlığın ortak kültürel mirasına dahil olup herkesin faydalanabileceği kamu malları niteliğindedir. Bu itibarla, fikri mülkiyet hakları konusunda yapılacak düzenlemelerde, bir yandan bireysel yarar - kamusal yarar dengesi, diğer yandan gelişmiş ülkeler - gelişmekte olan veya az gelişmiş ülkeler dengesi dikkatli bir şekilde göz önüne alınmalıdır.”

“Fikri mülkiyet hakları Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) platformuna taşınmalı”
Dünya Bilgi Toplumu Zirvesi’nin ulusal hazırlık çalışmaları kapsamında fikri mülkiyet hakları konusu da ele alınırken, fikri mülkiyet hakları konusunun IMF, Dünya Bankası ve Dünya Ticaret Örgütü (WTO) bünyesinden tamamen alınarak Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) platformuna taşınması gerektiği vurgulanıyor. Öneride; “Fikri mülkiyete konu olan ürün ya da eserlerin koruma süreleri giderek hızlanan teknolojik ve ekonomik gelişmeler de dikkate alınarak kısaltılmalıdır” denilirken, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin enformasyon ve komünikasyon teknolojileri ile ilgili çok yüksek telif ve patent fiyatları dolayısıyla belli teknolojilere sahip olamadıkları da göz önüne alınarak, çok uluslu şirketlerin az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere karşı uyguladıkları çok yüksek telif ve patent fiyat politikalarının değiştirilmesi için caydırıcı mekanizmalar ve kuralların oluşturulması gerektiği ifade ediliyor. Çeşitli öneriler şöyle sıralanıyor:
“Ülkelerin eğitim kurumları arasındaki işbirliğinin geliştirilerek, eğitimde yeni teknolojilerin kullanımının yaygınlaştırılması ve bu eğitimin sürekliliğinin sağlanması gereklidir. Sayısal uçurum ile mücadele amacıyla; gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerde pilot projeler hazırlanarak uygulamaya konulmalı ve bu konudaki en iyi uygulamalar tespit edilerek tüm ülkelere duyurulmalıdır. Enformasyon teknolojileri geliştirilirken, kültürel ve dilsel farklılıklar göz önünde bulundurularak teknolojiler bu duruma uygun geliştirilmelidir. Yeni altyapı yatırımları ciddi ekonomik kaynak gerektirdiğinden, az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin araştırma geliştirme çalışmalarını mevcut teknolojilerden maksimum fayda sağlayacak şekilde yönlendirmeleri gerekmektedir. Gelişmiş ülkelerin bu konularda diğer ülkelere teknik ekipman ve personel sağlamaları uygun olacaktır.
Türkiye ve diğer gelişmekte olan ülkelerin, EKT alanında sadece kullanıcı durumunda kalmayıp, üretici durumuna geçebilmeleri için, bu teknolojileri üreten ve geliştiren yerli firmaların desteklenmesi gereklidir. Yerel ve yerli içerik ile geliştirilen teknolojilerin, toplumun geniş kesimlerine ulaştırılması ile EKT kullanılabilirlik oranı yükseltilmiş olacaktır. Bu çerçevede, anadilde içerik oluşturulması teşvik edilmelidir. Gençlerin ve çocukların yasa dışı ve zararlı içerikten korunması için İnternet üzerinde güvenliğin sağlanması ve bu konudaki hukuksal düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Sayısal uçurum ve bunun sonucu olarak derinleşen eşitsizliğin önüne geçmeyi hedefleyen politikaların hayata geçirilmesi için hükümetlerin, özel sektör ve sivil toplum ile işbirliği içinde olması gerekmektedir. Her yurttaşın EKT ağlarına erişimi ve bu hizmetlerden yararlanması ‘kamusal’ bir hizmet olarak kabul edilmelidir. Her bireyin ifade özgürlüğü, bilgiye erişimi güvence altına alınmalı ve temel haberleşme hizmetlerinden ücretsiz veya erişilebilir fiyatlarla faydalanabilmesi sağlanmalıdır. Bunun için telekom, bilişim, teknoloji ve medya şirketleri, kamu kuruluşları, Sivil Toplum Örgütleri ve üniversiteler işbirliği içinde farklı kanalları kullanarak (TV, radyo, açık seminerler vb.) uygulamaların tabana yayılmasını teşvik etmelidirler.”