Eg-Ra, Re-Ag, Rg-Ae……. Ar-Ge

Yazının en başında belirtmek isterim ki; bu yazı, ülkemizde Ar-Ge'nin mevcut durumun tahlilinden ziyade, konuya düzenleme ve politikalar açısından yaklaşma ve değerlendirme ve çözümleri bu açıdan sunmak üzere kaleme alınmaya çalışılmıştır. Okurken, bunu dikkate almanızı önemle rica ederim.

“Türkiye'nin henüz Telekom sektörünü serbestleştirememiş bir ülke olarak avantajı var. Telekomu serbestleştirirken Japonya'nın altyapısını ve İngiltere'nin hizmete dayalı yapısını örnek alarak şu anda Japonya'nın bulunduğu konuma gelme şansı var.”

Yasuo Hayashi (Mitsui Avrupa Başkanı)

Yasuo Hayashi (Mitsui Avrupa Başkanı) “Teknokentlerle ilgili yaptıklarımız ortada. 2013'e kadar üniversitelerimiz bünyesindeki teknokentlere, önemli teşvikler getirilmiştir. Bunun amacı yazılım üretiminin, kendi beyin gücümüzü daha etkin bir alt yapıyı hazır hale getirmektir.”

Binali Yıldırım (Ulaştırma Bakanı)

“BENCE” başlığı ile yayınlanan köşemde, telekomünikasyon ve bilişim sektöründe Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin artırılması konusuna bu sayıda daha kapsamlı bir yazıda değineceğimi belirtmiştim. Küreselleşen ve rekabet şartları günden güne zorlaşan dünyamızda, ülkemizin özlediğimiz yeri kazanması için eğitime, Ar-Ge'ye önem vermemiz gerekmekte. Ayrıca, teknoloji kullanmaktan, yenileştirmeye (inovasyon), Ar-Ge'ye ve teknoloji üretmeye giden yolda, kültürel bir değişim sürecini yaşamamız gerektiği genel olarak kabul edilen bir olgu. Bu değişim ve dönüşüm süreci zor, ancak yapamazsak ülkemizin geleceği ne yazık ki karanlık. Bu yazının başlığı dikkatinizi çekmiştir, Ar-Ge ifadesini değişik düzenlemelerle ifade ettim, keşke satın alıp kullanmaktan Ar-Ge'ye geçiş başlıktaki kadar kolay olabilse değil mi?

Ar-ge faaliyeti yürüten çoğunluk hissesi yabancı şirketlerde

Konu hakkında görüşlerimi değerlendirmenize sunarken, “yerli üretim” ifadesi ile neyi amaçladığımı, neyin yerli, neyin yerli olmadığını ve üretim kapsamına neleri dahil ettiğimi kendi bakış açım çerçevesinde sizlere öncelikle aktarmak istiyorum. Türkiye'de faaliyetlerini sürdüren ve Türk vatandaşlarının çoğunluk hisselerine sahip oldukları tarafından kurulmuş şirketler eli, bu ülke içinde yapılan Ar-Ge faaliyetlerini ve üretimi faaliyetlerini sadece “Yerli” ifadesinin kapsamı içine dahil etmiyor ülkemizde gerçekten Ar-Ge faaliyeti yürüten çoğunluk hissesi yabancı şirketlerde de olsa, bu ülke içindeki tüm faaliyetleri bu kapsamda gördüğümü belirtmek istiyorum. Bununla beraber; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bizlerin, Türk şirketlerinin daha güçlü olmasını arzu etmemizin son derece doğal olduğunun altını çizmek istiyorum. Üretim kavramının altını ise yazılım, tasarım, donanım ve hizmet olarak bilgi ve haberleşme sektörünün tüm faaliyetleri ile doldurmaktayım. Bu fikirlerimin yeni olmadığını çeşitli panel, konferans ve söyleşilerde benzer ifadeleri kullandığımı takip edebilenler belki hatırlayabilir. Bu konuda yanılmıyorsam benim katıldığım son panel 2004 yılında Telekom Dünyası Dergisi tarafından düzenlenen ve tarafımdan yönetilen “Telekomünikasyon Sektöründe Yeni Teknolojiler ve Ülkemiz Üretim İmkanları-Ar-Ge” başlıklı paneldi. Bu panelde Sayın Selim Sarper endüstriyel tasarım ifadesini ortaya atarak bu konuyu son derece yetkin bir şekilde irdelemişti.. Ar-Ge faaliyetini takip eden süreçte tasarımı size ait olan ürünlerin yapılması veya yaptırılması, bütünleştirilmesi (entegrasyonu) ve sonuçta gereken yazılımların yüklenmesi ile pazarlanmaya hazır hale getirilmesi endüstriyel tasarım sürecini kapsamakta. Gerçekten küresel ekonomide güçlü oyuncular tasarladıkları ve geliştirdikleri ürünlerin belirli kısımlarını çeşitli ülkelerde ürettirmekte ve sonra bunları bir araya getirmek sureti ile asıl önemli husus olan bilgi birikimini (know-how) mülkiyetlerinde tutabilmektedirler. Bu konunun, yani üretimde dış kaynak kullanımının, belirli bir gelişmişlik düzeyinden sonra ele alınması ancak doğal olarak mümkün olabilecektir.

Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesinin işlendiğini görmekteyiz.

DPT'nin kuruluşu ile birlikte merkezi planlama döneminin başladığı yıllardan günümüze kadar yapılan nerede ise her beş yıllık kalkınma planında Ar-Ge çalışmalarına önem verilmesinin işlendiğini görmekteyiz. TÜBİTAK'ın kuruluşunu takip eden yıllarda TÜBİTAK, TTGV ve diğer ilgili kuruluşlar ile hükümetlerin bu konuda somut çalışmaları olmakla beraber, bu çalışmaların ya yeterince takip edilmediği yada üniversitelerde dost ve arkadaş gruplarının, bu kaynaklarla desteklendiği gibi çeşitli gerekçelerle bu çalışmaların yeterince iyi sonuçlanmadığı söylene gelmektedir. Turgut Özal'ın başbakanlığı döneminden itibaren Ar-Ge, telekomünikasyon ve bilgi teknolojileri konusunda önemli çalışmalar yapılmaya başlanılmıştır. Bu konuda 57inci Hükümet döneminde akılcı adımlar atılmaya başlanılmış ve süreç şu an iktidarda bulunan 59uncu Hükümet tarafından da sürdürülmektedir. Nitekim Organize Sanayi Bölgeleri, Teknokentlere verilen önem ve destek ile son zamanlarda açıklanan 450 milyon YTL'lik teşviki bu kapsamda kabul edebiliriz.

Ar-Ge'nin teşviki konusunda çokta kurumsal olmayan sadece birkaç gönüllünün girişim ve gayreti ile Telsiz Genel Müdürlüğü (TGM) bünyesinde de bazı çabalar sarf edildi. Sanıyorum 1995 veya 1996 yıllarında Telsiz Genel Müdürlüğü tarafından Ankara'da bir toplantı düzenlendi. Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) ve Avrupa Telekomünikasyon Standartları Enstitüsü (ETSI)'de yapılan çalışmalara üniversitelerin, özel sektör kuruluşlarının TGM ile müşterek katılmasını amaçlayan bir toplantıydı. Bu toplantıda ETSI çalışmalarına katılmanın aslında şirketlerimiz tarafından yapılmakta olan Ar-Ge faaliyetlerinin ve harcamalarının bir miktar sübvanse edilmesi anlamına geldiğini, bunu bir organizasyon şemsiyesi altında yapılmasının daha ekonomik olacağını ifade etmiştik. Sektörde o yıllarda olanlar tarafından hatırlanacağı üzere, bu toplantı ve toplantıyı takip eden yıllarda çeşitli vesilelerle bu organizasyonun gerçekleşmesi anlamında sürekli konuşmalar yapmıştım. Bilindiği gibi; Telekomünikasyon Kurulu kuruluşunu takip eden dönem içinde nerede ise ilk olarak bu konuya önem vererek bir vakıf oluşturulmak üzere kollarını sıvamış, ancak vakıflar yasasında yapılan değişiklik nedeni ile söz konusu vakfın kuruluşu halen gerçekleşememiştir. Bu konuda vakıf mütevelli heyeti ve kuruluş tüzüğünde bir değişiklik yapılarak buradaki paranın tekrar bu amaçlarla oluşacak; yani ülkemizin telekomünikasyon ve bilişim stratejilerinin belirlenmesine, uluslararası çalışmalara katılıma destek sağlanmasına, hatta aşağıda açıklayacağım Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin doğrudan teşvik edilmesinde rol oynamaya kadar geniş bir yelpazede etkin görev üstlenecek yeni bir Vakıf çalışması başlatılabilir. Bu konuyu ben ilgili arkadaşlarla yapacağım görüşmelerle takip edecek ve bu konudaki gelişmeleri zaman zaman sizlere aktaracağım.

AB çerçeve programları

Yukarıda belirtmeye çalıştığım uluslararası faaliyetlere ek olarak ülkemizin altıncısından itibaren daha etkin olarak yer almaya başladığı AB Çerçeve Programları var. Bilindiği gibi Çerçeve Programları, Avrupa'yı küresel rekabet şartları altında rekabet edebilen ve dinamik bir bilgi toplumu hakline getirmek ve bir çok konuda ileride olan ABD ile arsındaki farkı kapatabilmektir. Ne yazık ki; söz konusu programların altıncısından katkımız kadar yarar sağlayamadık. Haziran 2004 rakamlarına göre 1260 Türk'ün ortak oldukları 800 proje Altıncı Çerçeve Programına başvurmuş… Almanya 6bin proje sunmuş…Almanya'da bu sayı (araştırmacı sayısı) 16bin. Bu programın yedincisine daha dikkatli hazırlanarak bazı projelerimize araştırma çalışmalarımıza destek sağlamamız mümkün olacak. Burada temel zorluğun uygun proje belirlemek ve bu projeyi AB tarafından belirlenen kriterlere uygun olarak sunabilmek olduğu ifade edilmekte. Bu bakımdan altıncı çerçeve program, bir öğrenme ve alışma süreci olarak değerlendirilmesi mümkündür. Bu öğrenme ve alışma aşamasından sonra bu dönem içinde yapılacak çalışmalar daha iyi olacağını umut ediyorum.

Ar-Ge'ye dayalı yerli üretim

Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin devamlılığının sağlanmasında kendi işletmecilerimizin güçlü desteği olmaksızın bu faaliyetleri yürüten şirketlerin uluslararası rekabet karşısında güçlenmesi hemen hemen mümkün değildir. Ancak bu ifadeden her ne olursa olsun yerli malı kullanın gibi geçmişte kalmış klişeleşmiş bir yaklaşım amaçlanmamaktadır. Şüphesiz Ar-Ge'ye dayalı yerli üretim belirli standart seviyesinin üstünde olan ürünlerin işletmeciler tarafından talep edilmesi anlamında gelmektedir. Bu şekilde destek mekanizmasının rekabet hukukuna aykırı yapılmaması gerektiği aşikardır. Bununla birlikte çeşitli AB ülkelerinde özellikle Devlete ait işletmecilerin bile bir şekilde kendi üreticisi ile stratejik işbirlikleri geliştirdikleri akılda tutulmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin önemini 1974 sonrası yaşanan ambargolardan alınan derslerle yaşayarak öğrenmiştir. Ancak, özellikle kendi sektörümüz içinde hem yazılım hem de donanım alanında daha rekabetçi yapının teşvik edilmesi daha hızlı bir gelişmeyi sağlayacaktır. Savunma sanayinde tekelci yapının; atalet yaratması ihtimali nedeni savunma sanayindeki şirketlerimizin de gelişmelerini engelleyebileceğini gözden uzak tutmamak gerekir. Gerçi tekelci yapı sadece savunma sanayinde değil her sektörde benzeri etkiler yarattığını son serbestleşme süreci ile daha açık olarak kavramadık mı? Savunma Sanayinde tedarik zincirinde Ar-Ge önemli bir husus ve bilindiği gibi burada iyi bir örnek ABD uygulamaları. Bu konuda hem Savunma Sanayi Müsteşarlığında hem de Genel Kurmay Başkanlığımızın cephelerinde memnuniyet verici gelişmeler, çalışmalar ve yaklaşımlar olduğunu takip ediyorum.

Bu konu hakkında bir üst paragrafta yerel desteği ifade ettikten sonra Küresel etkilere değinmek zaruri hale geldi. Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin geliştirilmesi için eğitimden KOBİ'lere ve teknoparklara kadar bir çok temel işleyişte geliştirmeye dair görüşler yazılabilir. Ancak burada önemli bir sorun; Ar-Ge sonucu üretilecek ürünlerin küreselleşen dünya düzeninde rekabet edebilmesi bakımından belirli bir eşik değerinin üstünde üretilmesi ve pazarlanmasıdır. Eğer, bu eşik değerini aşamıyorsanız, Ar-Ge'ye yaptığınız yatırımı sürdürmeniz mümkün olamayacaktır. Bilinmesi gerekir ki, Ar-Ge ve bir sonraki adımı teknoloji geliştirme kısa bir süreçte sonuçlandırılamaz. Bu konuda kısa bir anımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Yıl 1986. Eski Yugoslavya'nın Dubrovnik kentinde ITU o zamanki ismi ile CCIR (şimdi ITU-R) konferansında Japonlar, HDTV (High Definition Television) ürünlerini sergilediler. Söylediklerine göre, 1970'li yılların ortasından beri çalışmalarını sürdürmekteydiler. Bugün son 4-5 yıldır çeşitli adlar altında benzer ürünler var. ITU bu konun tek bir standart olması için çalıştı. Yani süreç nerede ise 30 yıl. (HDTV konusu Türkiye'de ilk defa, on sene önce Telepati dergisi tarafından, Ağustos 1995'de 17 ve 18. sayfalarından gündeme getirilmişti). Eğer dünyada belirli bir yeriniz olmasını istiyorsanız uzun vadeli düşünmeli ve desteklemeyi göze almalısınız. ABD'de savunma sanayinde tedarikçi olan şirketlerin büyüklülüklerine ve uzun süredir sektörde güçlü pozisyonlarda olmalarına rağmen halâ Ar-Ge desteği aldıkları herkes tarafından bilinmektedir.

Ar-Ge ve yerli üretim ayrıca düzenleme stratejisi içinde de dikkate alınmalıdır. Bazı düzenlemeler hayata geçirilmeden önce sektör bilgilendirilmeli ve düzenleme ile üretimin eşzamanlı olmasına çalışılmalıdır. Bu anlamda; bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Telekomünikasyon Kurumu ile sektör arasında güçlü ve sıkı işbirliğinin oluşmasında yarar gördüğümü ifade etmek istiyorum. Üçüncü nesil olarak adlandırılan UMTS hizmetlerinde kullanılacak cihazların ülkemizde üretilmesi mümkün değildir. Ancak, özellikle ITU ve ETSI'deki çalışmaların yakından izlenmesi ile ilk deklarasyonu İstanbul'da WRC 2000 konferansında yapılan, 4üncü nesle yönelik çalışmalara bir an önce başlanabilir. En kolay, en etkin neleri yapabileceğimizin, bu pastadan en fazla payı, ne şekilde alabileceğimizin bir an önce belirlenmesinde fayda görüyorum.

Bazı konular, politika belirleyicinin kararını gerektirdiği için olumlu ve güçlü bir adımın atılabilmesi için hiç şüphe yok ki, siyasi iktidarın ilgili konuya dikkatini çekmek ve desteğini almak gerekmektedir. Bu nedenle bu konuya verdiğimiz önem çerçevesinde fırsat buldukça Ar-Ge'ye dayalı yerli üretimin ülkemizin geleceği açısından önemini çeşitli vesilelerle bu tür ortamlarda da dile getirmiştik. Bu vesilelerden birisi de, Ulaştırma Bakanı Sayın Binali Yıldırım'ın bir bayram tebriki için Kurumu ziyaretine denk geldi. Bu ziyaret esnasında Kurul Üyesi Sayın Hüseyin Edis ile o günlerde Kurul Başkanına vekalet eden ben çeşitli konular hakkında görüşlerimizi ifade etme fırsatını bulduk. Bir çok konun yanısıra, Telekomünikasyon Kurumunun gelir fazlasının %50sinin belirlenecek bir yöntemle Ar-Ge'ye dayalı yerli üretime aktarılmasının mümkün olabileceğini bahsetmiştik. Sayın Bakan'ın bu konuya çok sıcak baktığını ve heyecanla yaklaştığını dün gibi hatırlıyorum. TK'nın gelir fazlasının bu tür çalışmalara nasıl aktarılacağı zamanı gelince değerlendirilecekti. Ama bir örnek olması bakımından, örneğin TTGV benzeri veya yukarıda kurulmasını önerdiğim vakfın vasıtası ile, bu kaynakların Ar-Ge'ye dayalı yerli üretim çalışmalarına aktarılması mümkün olabilir. Haberleşme alanında Ar-Ge ve yerli üretimin teşvikine yakın ve bu konuda böylesine heyecan duyan bir Ulaştırma Bakanının varlığı sektör için şanstır. Telekomünikasyon Kurumunun 2003 yılı için bahsettiğim rakamın yani, TK'nın Maliye Bakanlığı vasıtası ile genel bütçeye aktardığı gelir fazlasının 400 trilyon TL'den fazla olduğunu bu meblağın akıllıca kullanılması halinde sektörümüze çok önemli katkı sağlayacağından eminim.

Ar-Ge'nin ve üretim faaliyetlerinin gelişmesi bir kültürel değişim olduğu gerçektir. Ar-Ge sadece doğrudan teşvik ile gelişemez. Bu sektörde çalışan personelin, ülkenin en kalifiye insanları olduğu ve olması gerektiğini bilmekteyiz. Bu nedenle ücretleri de yetenek ve bilgi birikimleri ile paralellik arz etmektedir. Ülkemizde 1000 YTL net ücret alan bir şahsın çalıştığı şirkete maliyeti 2000 YTL'den daha fazladır. Bu bakımdan bu giydirilmiş ücretlerin düşürülmesi gerekir. Öte yandan Çin, İsviçre, Bulgaristan ve Polonya gibi bir çok ülkede istihdamın bu tür şirketlere yük olmamasına dair adımlar atılmaktadır. Benzer gayretleri göstermekle birlikte, bunun daha güçlendirilmesi ve yaygınlaştırılmasının ülkeye yapacağı katkı tartışılamaz. Bunun dışında, basınımıza da yansıdığı üzere bazı üniversitelerin özellikle teknoparkları önemli bir gelir kaynağı olarak görüp buradaki kira ücretlerini yükseltmeleri Ar-Ge'nin önündeki temel sorun olarak gözükmektedir. Uluslararası faaliyetleri, USTTI, JICA ve TEMIC gibi faaliyetleri de ülkemizde destekleyebilecek uzun süredir kurulması için çaba gösterdiğim yukarıda belirttiğim Vakfın kuruluşunun da bu konuda önemli bir açılım sağlayacağına inanıyorum.

Sonuç olarak;

Telekomünikasyon Kurulu Başkanı tarafından desteklenen Ar-Ge'nin geliştirilmesine yönelik çalışmaları gönülden destekliyor, kutluyor, alkışlıyorum. Bu çalışmaların düzenleme stratejileri içinde yer alması ve başta Türk Telekom, TSK olmak üzere tüm büyük kullanıcılar ile işletmecilerin tedarik programlarında bu konuya özen gösterilmesinin bir vatandaşlık görevi olduğuna inanıyorum. Sayın Tayfun Acarer'e benim hayatımda çok önemli yere sahip, çok sevdiğim dostlarımın yer aldığı Telekomünikasyon Kurumunda çalışmalarında sonsuz başarılar diliyorum.