Kabloda taraflar masabaşı çözümden yana

Fatma Ağaç

Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş Genel Müdürü Osman Dur, kablo platformda sorunların aşılmasında masabaşı çözümde firmaların da bir noktaya geldiğini belirterek, hukuk yolunun devam ettiğini, ancak tarafların anlaşması halinde davalardan vazgeçilebileceğini söyledi.

Kablo Platform Hizmetleri İşletmeciliğine ilişkin lisanslar Telekomünikasyon Kurumu tarafından 6 yıl 4 ay sonra 24 Nisan 2006 tarihinde Ankara Hilton Otelinde yapılan bir törenle verilmişti. Yetkilendirilme başvurusunda bulunan Ultra Kablolu Televizyon ve Telekomünikasyon San. ve Tic. A.Ş., İnteraktif Telekomünikasyon San. ve Tic. A.Ş. ve Kablonet İletişim Sistemleri San. ve Tic. A.Ş. lisansını alırken, tören Türksat Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme A.Ş (Türksat A.Ş) Genel Müdürü Osman Dur ile, lisans alan firmalar arasındaki altyapı anlaşmazlığına sahne olmuştu.

Hatırlanacağı üzere, kablo TV alanında hizmet veren ve altyapının kendilerine ait olduğunu savunan Aktif Kablo, İnteraktif, Kablonet, Kablotek, Topaz ve Ultra Kablo'nun Türk Telekom ile geçmişte imzaladıkları gelir paylaşımı sözleşmeleri 2007 yılında bitecek. Böylece lisans alan şirketler, Türk Telekom'dan devredilen kablo platform hizmetini yürüten Türksat A.Ş ile yeniden masaya oturacaklar. Şirketler, Kablo TV şebekesi üzerinden abonelere geniş bant İnternet hizmeti, ses, veri ve video hizmeti sunmaya başlayacaklar.

Türksat A.Ş Genel Müdürü Osman Dur, masabaşı çözümde firmaların da bir noktaya geldiğini belirtti. Şirketlerin, kendilerine “lisansımızı aldık bu altyapı bizim” diye yazı gönderdiklerini anlatan Dur, şirketlerin böylece hukuk yolunu başlattıklarını dile getirdi. Dur, altyapının kendilerine ait olduğunun üzerinde dururken, ancak tarafların aralarında anlaşmaları halinde davaların geri çekilebileceğini kaydetti.

Dur, kablo hizmetlerinin mahkemede birtakım anlaşmazlıklarla yatırım yapılmadan geciktirilmesi durumunda, bu altyapının ne devlete, ne başkalarına, hiç kimseye faydası olmayacağını vurguladı. Dur, gelin birlikte anlaşalım bir an önce bu altyapı yatırımlarını tekrar yapalım. Bu altyapı değerlendirilsin siz de kazanın biz de kazanalım” diye konuştu.

Dur, Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım'ın kablo platforma ilişkin anlaşmazlıkların mahkemeye gidilmeden bir an önce masabaşında çözülmesi konusunda talimatının olduğunu ifade etti. Lisans alan şirketlerin altyapıyı kullanabilmeleri için ihaleye çıkacaklarını söyleyen Dur, şirketlerin ya altyapıyı satın alacaklarını ya da kendileriyle yeniden protokol imzalayarak bir kira bedeli ödeyeceklerini kaydetti. Dur, “Biz altyapı bizim hukuksal olarak size veremeyiz diyoruz. Onlar da altyapı bizim bedel ödemeyiz diyorlar” şeklinde konuştu. Dur, “Telepati”nin çeşitli konulara ilişkin sorularını şöyle cevaplandırdı:

Yeni uydu ihalesinin sonucundan ve uydunun maliyetinden sözeder misiniz?

Türkiye'nin uzayda üç tane uydusu var; 1C, 1B, 2A. 1B uydusunun ömrü bitti. Ve üzerinden hiçbir hizmet verilmiyor. Yavaş yavaş uzaydaki çöplüğe doğru göndereceğiz. 1C uydusu tamamen dolu.

Daha önce yeni bir uydu atılma planı yapılmamış. Hatta uydu atmayacağız diye beyanatlar verilmiş. Türk uyduları zarar ediyor; uydu teknolojisi bu dönemde çok verimli değil; uydu kiralayarak Türkiye'nin ihtiyacını karşılarız diye düşünülmüş. Genelkurmay'ın telekomünikasyon hizmetlerini de kiralayarak karşılayabiliriz denilmiş. Genelkurmay da bunun üzerine; kendi uydumuzu yapmak üzere birtakım hazırlıklara başlamış.

Biz de 2003'ten beri uydu ve uzay teknolojilerinde ciddi anlamda bir girişimde bulunduk ve pazarlama politikamızda bir değişikliğe gittik. Uydu zarar eden bir unsur değil, zarar eden bir teknoloji değil. Eğer kullanabilirseniz, kullanılabilecek projeler üretebilirseniz verimli. Sadece televizyon yayını yaparak, uydunun kapasitesini doldurup uyduyu verimli hale getiremezsiniz. Bunun üzerine yurtdışından doktoralı yaklaşık 30 personel getirttik. Bunların bir kısmı uydu-uzay teknolojileri ve telekomünikasyon konusunda proje geliştiren kişiler. Bir kısmı da uydu nasıl yapılır? Türkiye kendi ürettiği teknolojiye nasıl geçebilir? Uzay teknolojilerinde ne gibi kabiliyetler kazanılabilir? Bunun üzerine kafa yoran personelimiz var.

Pazarlamada ne yapabiliriz diye de kafa yorduk. Bütün kamu kurum ve kuruluşlarına ne gibi hizmetler verebiliriz diye onların Web sayfalarına göre sunumlar hazırladık. İlgili kamu kurum ve kuruluşlarını çağırıp, biz uydu üzerinden size şu hizmeti verebiliriz. Maliyeti şudur, kalitesi budur dedik. Onlar da kabul ettiler. Biz artık uyduyu sadece televizyon hizmetlerinde kullanılmaktan çıkarıp, telekomünikasyon veya birimler arası haberleşme; video konferans, veri gibi noktalara taşıdık. Bu taşıyış bize ciddi anlamda bir pazar açtı. Şu anda uydumuzun kapasitesi doldu.

Geliri-gideri, işletme yönünden Türksat A:Ş'yi rahatlattı. Kendi yaptığımız uydular olmadığı için; bu uyduların bakımı-onarımı ciddi anlamda bir maliyet. Türkiye artık Avrupa Birliği'ne (AB) giriyor. Bazı ülkeler kendi uydularını yaparken; Türkiye'nin neden uydu ya da uzay teknolojileri ile ilgili bir çalışması yok?

Sayın Başbakan uzay teknolojilerine ciddi anlamda bir para ayırdı. Bu alandaki kabiliyetleri bu bütçe gerçekten tetikledi. Ve Türkiye'de sanayici uzay teknolojileri ile ilgili ne gibi hizmetler verebilir diye baktık. Mevcut uyduların kara geçmesi ve Türkiye'de artık uyduya ihtiyaç duyulacak projelerin de ortaya çıkmasıyla; kesinlikle yeni bir uydu atmamız gerekir diye düşündük. Ve uydu atmak için gerekli çalışmaları başlattık. Türkiye olarak en büyük sıkıntımız şu; hizmetleri vermekte hiçbir sıkıntımız yok. Gider dünyadaki ve Avrupa'daki uyduları kiralarsınız. Fakat bunları üretecek; uydu üretiminde ürüne dönüşebilecek bir model nasıl yakalayabiliriz diye bir çalışma başlattık. Bunun da ilk yolu; şartnameleri acaba kendimiz yazabilir miyiz dedik. Burada bir çalışma başlattık ve Türkiye'nin kendi ihtiyaçlarına göre; hem askeri, hem kamu, hem ticari, hem sivil, hem de özel sektör kurumlarından hangi uyduda hangi özellikler olması gerekir yönünde aldığımız talepleri kendi mühendislerimizle ve Türkiye'nin bütün ihtiyaçlarını kapsayacak şekilde bir şartname yaptık ve bu şartnameyi dünyadaki bütün uydu üreticilerine gönderdik.

Uydu ihalesine girecek firmalara şöyle bir şart getirdik: Bir uyduyu üretmiş ve bunu başka bir ülkeye satmış ve bu uyduda şu anda çalışıyor ise, bu firma bunu bize göstererek bu ihaleye girebilir. Kendisinin ürettiği ya da kendisinin kullandığı; sıkıntısının, probleminin dışarıya yansıtılmadığı bir firmayı ihaleye almadık.

İhaleye Boing, Orbital, Alcatel, Asrium, Loral, Likudmartin olmak üzere 6 firma katıldı. Bu firmaların hepsinin ciddi anlamda Türkiye'deki uzay teknolojileri veya uzayla ilgili projelere ilgileri vardı. Uydumuzun kapasitesini biraz küçük tuttuk, 1C 14 transponder kapasiteli bir uydu; yeni uydu için 24 trasponder kapasite belirledik. Bazı firmalara uydunun kapasitesi küçük geldi. Kalan firmalar kıyasıya yarıştılar. Biz yarışta önce fiyatlara, sonra uydunun gerekli hizmetleri verebilmesi için gerekli teknik özelliklere sahip olmasını ön şart olarak koyduk.

Biz bu noktada Türkiye'nin uzay teknolojilerine girişinde bu uydunun atılmasını bir vesile olarak kullanabilir miyiz diye de ciddi kafa yorduk. Nasıl bir modelle bu uyduyu atabiliriz dedik.

Pazarlık sırasında dedik ki firmalara; biz sizin fabrikanızda kaç tane Türk vatandaşı çalıştırabiliriz? İhalede karar verirken, bunu da gözönünde bulunduracağımızı belirttik. 3,5 aylık bir değerlendirme sürdü. 40 kişilik bir ekip 3,5 ay katılımcı firmalardan uydunun bütün birimleri hakkında bilgi aldı. Firmalarla pazarlığı sonuçlandırdık ve en ucuz fiyatı veren, uydu kalitesinde bir sıkıntı olmayan ve yaklaşık 22 tecrübeli Türk mühendisini kendi bünyesinde barındırmayı kabul eden (2 yıl çalışacaklar) Alcatel firmasını uygun bulduk. Alcatel firmasının bir avantajı daha vardı; daha önceki uyduları da yapmıştı. Şu anki altyapı onlara ait. Buradaki altyapıyı da güncelleyerek kullanılabilir hale getirebileceklerini düşündük. Bir de artık, dünyada uydular o kadar stratejik bir noktada değiller.

Öte yandan, uydular için parça üreten firmalardan parça alıp; burada bir bütünleştirme tesisi (Türksat Uzay Teknolojileri Merkezi) kuruyoruz. O merkezde aldığımız parçaları entegre imal edip, ileride atmayı planladığımız Eurosiasat Uydusu'nu kendimiz atmayı düşünüyoruz.

Tabi bu arada da özel sektörün, üniversitelerin, araştırma merkezlerinin, sanayicilerin bu işin içerisinde olması için bir model oluşturmaya çalışıyoruz. Burada sadece bütünleştirme yapmayı düşünüyoruz. Ama bu uydu içerisinde kullanılacak bütün parçalarda Aselsan neyi üretebilir? TAİ neyi üretebilir? Roketsan projenin neresinde olabilir? Üniversiteler neresinde olabilir? Tübitak, Arçelik, Vestel nerede olabilir? Bu konularla ilgili de çalışmalar ve görüşmeler yapıyoruz.

Yeni Türksat 3A uydusu için Fransa'da kendi personelimizde çalışmaya başladı, üretim devam ediyor. Uydunun yapımı ve atılışı yaklaşık 191 milyon Dolar'a mal olacak. 2008'in başına uydu yetiştirilecek. Çok geç kalındı. Türksat 1C'nin ömrünün bitimine yakın yeni uydu yetişmiş olacak. Türksat 1C'nin yükünü yeni uyduya aktaracağız.

Türsat A.Ş, devletten sürekli para alarak ayakta kalabilecek bir şirket değil, ürettiği ürün ve projeleriyle kendi başına ayakta kalabilecek bir şirket olması gerektiğini düşünüyoruz. Direkt ürüne dönük araştırma yapmak ve ürüne odaklı bir şirket olmak istiyoruz.

Ayrıca, yeni bir gözlem uydusu ve haberleşme uydusu projesi olduğu daha söyleniyor? Böyle bir projeniz var mı?

Tüm kamu kurum ve kuruluşlarına (üniversiteler, özel sektör, belediyeler, bakanlıklar ve ilgili kurumlar dahil) yazılar yazdık.. Buralardan aldığımız mektupların hepsi elimizde. Bizim şu ihtiyaçlarımız var diye bize yazdılar. Zaten telekomünikasyonla ilgili uydu var. Bunların içerisinde bize iletilen en büyük talep gözlem uydusu olması yönünde. İllerin fotoğraflarını nasıl çekeriz? Tarım Bakanlığı'nın vereceği gübre, mazot yardımı gibi durumlarda arazinin büyüklüğünü uydudan nasıl belirleyebiliriz? Orman yangınlarını nasıl kontrol edebiliriz? Denizlerdeki balık hareketlerini nasıl kontrol edebiliriz? Hava kirliliği, meteorolojik hadiseler konusunda gözlem uydusu.

Biz bu talepleri alınca dedik ki, Türkiye'nin gerçekten gözlem uydusuna ihtiyacı var. İnta diye bir grup var. Dedik ki; acaba Türkiye kendi gözlem uydusunu yapar, kendi ihtiyacını karşılar mı? Ciddi anlamda bir pazar varsa ve verimliyse, Türksat olarak bunu üretip de kar edebileceğimizi düşünüyorsak, buna gireriz dedik. Yaptığımız araştırmalar da gösterdi ki, gözlem uydusuna ihtiyaç var. Böyle bir model oluşturduk. Bunun yanında farklı projeler de geldi. Başka uydu talepleri de var. Ticari amaçlı bir iki tane projemiz var.

Eurosiasat Uydusu'nun ömrü 2014'de dolacak. O zamana kadar da artık Türkiye ciddi anlamda bir birikim kazanmış olacak. Eurosiasat Türkiye'nin yurtdışına yaptırdığı son uydu olacak. Bundan sonra Türkiye tamamen kendi kabiliyetleri ve birikimleriyle uydularını yapacak. Haberleşme uydusu yapılacak. Tamamı Türkiye'de üretilecek. Yabancı mühendislerin katkısı olabilir, ama tamamen Türkiye'de yapılacak ve uzaya fırlatılacak.

Ulusal uzay çalışmaları için diğer şirketlerle yapılan başka çalışmalar ya da işbirlikleri var mı?

Uzay teknolojilerine Başbakan ciddi anlamda bir bütçe ayırdı ve Tübitak'a verdi. Geçen yıl yaklaşık 400 trilyon Liralık bir bütçe ayrıldı. Bu sene bütçe biraz daha artırıldı. Türkiye artık uzay teknolojilerinde sadece Türksat'ın değil, özel sektörün de kullanabileceği bir bütçe ayırıyor. Diğer firmalar gibi, biz de bu bütçeden pay alacağız. Firmaların hangi işi yapacaklarına ilişkin koordinasyon henüz net değil. Herkes müracaat ediyor. Biz bu çerçevede bir çalışma başlatıyoruz. Yapılacak iş; Türksat'ın veya uzayla ilgili Havelsan, Aselsan, TAİ, Roketsan, Vestel ve Arçeliği'nde bir işine yarasın.

Yoksa araştırma projesi diye alıp, daha sonra birkaç makaleyle bu paraların harcanması Türkiye için lüks olur. Bu para ile bir ürün çıkması gerekir. Bu paranın nereye kullanıldığının takibinin olması gerektiğini düşünüyorum.

Bizim telekomünikasyonla ve uzayla ilgili uluslar arası birliklerde bazı sorumluluklarımız var. Uzay hukukunda hiçbir insanımız yok. Uydu ve uzay teknolojilerinde spesifik olarak devlet tarafından git uydunun şu parçasını yap; şunu çalıştıracak bir doktora yap diye hiçbir doktora öğrencisi gönderilmemiş. TÜBİTAK, YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı, vakıflar yurtdışına lisans üstü ve doktora için adam gönderiyorlar; insanlarımız en verimli çağlarını buralarda tüketiyorlar. Bari ömürlerini harcadıkları bu projeler Türkiye'ye döndüklerinde Türkiye'nin bir problemini çözsün. Türkiye'nin ileride ulaşmak istediği hedefe de bir adım yaklaştırsın. Yoksa gidip doktora yapıp, gelip burada doçent olunması Türkiye için lüks. Amerika'da öğretim üyelerine ürettiğiniz projelerle üniversitemiz sizden ne kazanır? Ne kadar para harcadınız? Ne kadar patent aldınız? diye soruyorlar. Aldığınız patentin getirisi kaç milyar ya da milyon Dolar? Ne kadar doktora öğrencisi yetiştirdiniz bu öğrenciler nerelerde çalışıyor? Ve son olarak da, kaç makaleniz var diye soruyorlar. Türkiye'de ise en sondakini en başa getirmişiz ve sadece kaç makaleniz var diye soruluyor? Başka soru yok. Altını boşaltmışız. Bilim adamları sanayiciye, sanayici de bilim adamına güvenini yitirmiş. Türkiye bunu kırmalı. Bir an önce telekomünikasyon, bilişim, haberleşme, yazılım alanlarında üniversite gençliğini akademisyenleri ciddi bir kaynak olarak görüp, onlara gerekli yatırımı yapıp, sanayicilerin de ihtiyacını çözebilecek projelere el atmak lazım. Her projenin ülkenin ya da sanayinin vizyonuna bir katkısının olması lazım.

TÜBİTAK'ın dağıttığı ve sanayinin ürettiği projelerin tamamen hedeflerimize yönelik olması gerekir.

Sayın Ulaştırma Bakanı'nın teknolojinin Türkiye'de üretilebilmesi için gerekli çalışmaların yapılması ve yerli şirketlerin desteklenmesi yönünde çalışmaları var. Hükümet bilim ve teknolojinin Türkiye'nin tek çıkış yolu olduğunu görmüş. Uzay araştırmalarında, bilimsel araştırmalarda ve kendi teknolojilerimizi üretme noktasında hükümetten ciddi destek alıyoruz.

Kablo platformda sorunlar nasıl çözülecek? Çözümde hukuk yoluna gidilmemesi için çabanız nedir?

Türksat A.Ş yaklaşık 1,5 yıllık bir şirket. Önce uydu, arkasından da kablo platform devredildi. Türk Telekom 1997'de Gelir Paylaşımı Ortaklığı Modeli ile bazı şirketlere kendisinin yapmış olduğu yatırımlarının üzerine birtakım yatırımlar yaparak, bu altyapıyı 10 yıl işletin; 10 yıl sonra bu altyapıyı Türk Telekom'a devredin diye bir sözleşme imzalamış. Bu sözleşme devam ederken de lisanslar verildi. Kanuna göre altyapının Türksat'a devredilmesi gerekirken; firmalar bu altyapı bizim, lisansımız da var devam edelim diyorlar.

Bu zamana kullandınız; devlet bu altyapının karşılığı olarak şu kadar gelirden pay alın dedi. Ve 10 yıl sonra bunu devredin diye bir sözleşme yapılmış. Kanunla Türksat'a böyle bir altyapı devredildi. Siz bu altyapıyı alırsanız; kanuni olarak bana hiçbirşey devredilmemiş olur. Ama bana da sorarlar, kanunun devrettiği altyapıyı ne yaptın diye. Bu sıkıntı benim sıkıntım değil, Türkiye'nin sıkıntısı. Bu hukuksal yollarla da çözülebilir. Fakat kablo şu an itibariyle gerçekten önemli bir altyapı. Kablo üzerinden ses, veri, video-konferans, İnternet, televizyon, faks gibi her türlü hizmet verilebilecekken, verilemiyor. Zaten Türk Telekom bugüne kadar ADSL'i ön plana çıkarıp buna yatırım yapmamış. Ve özelleştirme esnasında da rekabet açısından ayrıldı. Eğer kabloyu mahkemede birtakım anlaşmazlıklarla; yatırım yapmadan geciktirirsek o zaman bu altyapının ne devlete, ne başkalarına, hiç kimseye faydası olmaz. Gelin birlikte anlaşalım bir an önce bu altyapı yatırımlarını tekrar yapalım. Bu altyapı değerlendirilsin siz de kazanın biz de kazanalım.

Kamu olarak, tabi bu işi yaparken de bazı sorumluluklarımız var. Ben tamam buyurun mahkemeye verin diyebilirdim. Ama teknoloji hızla değişiyor, yeni gelişmeleri oluyor; 3 yıl sonra acaba kabloya ihtiyaç kalacak mı belli değil. WiMax gibi, CDAM gibi bir çok geniş bant teknolojiler çıkıyor. 3N-3.Nesil çıkacak. Biz bir an önce bu işi yapalım dedik; lisanslar verildi. Sözleşmeler yapıldı. Kavgayla, güçle Türkiye'de artık bir şey yapılmaz. Hukuk yoluna gitmeden önce bu altyapıyı en iyi şekilde nasıl değerlendirebiliriz onu düşünmek lazım. Kısa sürede nasıl yatırım yapar da siz de biz de kazanırızı düşünmemiz lazım. Türkiye bundan ciddi bir kazanım sağlamış olur. Firmalarla şu anda görüşüyoruz. İnşallah firmalarla kısa sürede bir anlaşma sağlarız diye düşünüyoruz.

Masabaşı çözümde firmaların da bazı noktaya geldiğini görüyoruz. Hukuk yolu devam ediyor. Firmalar hukuk yolunu başlattılar. Bize; lisansımızı aldık, bu altyapı bizim diye yazı yazdılar. Biz de cevap olarak, hayır bu altyapı bizimdir dedik. Ufak tefek hukuksal hareketler başladı. Bu hukuksal hareketler devam eder. Ancak biz taraflar olarak aramızda anlaşırsak gider, davayı geri çekiyoruz deriz.

İnşallah anlaşılır. Her iki tarafta sağduyulu olur. Ve Türkiye'de, en kısa sürede bu altyapıyı kullanabilecek duruma gelir.

Ulaştırma Bakanı Sayın Yıldırım'ın da bu süreyi mahkemelerde geçirmeyelim diye talimatları var. Bizim altyapıyı kullanabilmeleri için ya ihaleye çıkacağız; bu altyapıyı satın alacaklar, ya da yeniden protokol yapacağız ve bir kira bedeli belirleyeceğiz. Biz; altyapı bizim, hukuksal olarak size veremeyiz diyoruz. Onlar da altyapı bizim, bedel ödemeyiz diyorlar.

e-Devlet Kapısı Projesi de size devredildi. Projenin yürütülmesinde herhangi bir sıkıntı var mı?

Türsat, uydu ya da uzay teknolojileri; bilimsel tabana dayanan ve ticari değeri olan projelerle Türkiye'nin kalkınabileceğine inanıyor. Bilgiden ürüne dönebilen; Türk toplumunun sosyo-ekonomik problemlerine çözüm getirebilecek projelerle Türkiye kalkınacak. Türkiye'de para sıkıntısının değil; gelir getirecek verimli proje sıkıntısı olduğunu düşünüyorum. Bunu da akademisyenlerin ve öğrencilerin tetiklemesi lazım. Bu ne kadar önemli ise e-devlet hizmetleri de en az bunlar kadar önemli. Doğumdan ölüme kadar ne varsa vatandaş sürekli devletle temas halinde. Kamuyla ilgili bir hizmet almaya gittiğiniz zaman; hizmetlerin yavaşlığı, modası geçmiş ekstra bilgi talepleri, imza kağıt v.s. göze çarpıyor. Türkiye'de bu yüzden bir sürü insan lüzumsuz ama hayati seyahatler yapıyor. Hiçbir devlet memuruyla yüzleşmeden İnternet'e girip, Web sayfasından gerekli işlemleri yapabiliyorsak; dolayısıyla, zamanı ve parayı da maksimum verimlilikte kullanabiliyoruz demektir. Ve Türkiye'nin buradan kazanacaklarını başka hizmetlere odaklaması çok önemli diye düşünüyorum.

e-Devlet Projesi olmazsa olmaz bir projedir. e-Devlet, kamunun vatandaşa sağlayacağı ya da vatandaşın kamudan alacağı ne varsa; zamanın ve paranın en efektif kullanılarak çözülebileceği bir model. Şu anda kamu kurum ve kuruluşları kendi içerilerindeki hizmetleri elektronik ortamda nasıl verebileceklerine ilişkin çalışmalar başlatılmış durumda. Çok güzel örnek çalışmalar da yapılmış. e-Beyanname, vergi, Mernis Projesi, Uyap ve birtakım kamu kurum ve kuruluşlarının vermeye başladıkları hizmetler. e-Devlet Projesi şu olacak; vatandaş her kamu kuruluşunun Web sayfasına girmek yerine; İnternet'ten e-devlet kapısına girecek devletle ilgili bütün işlemlerini yapabilecek. Daha sonra bu kapıya sivil toplum kuruluşları, tüketici dernekleri, birtakım odalar da dahil olacak.
Bu model için zaten bir adım atılmış. Biz de Oytek firmasıyla gerekli çalışmalarımızı yapıyoruz. Şu anda Oytek'in vermeyi düşündüğü belirli plot projelerin hayata geçirilebilmesi için Türksat ve Oytek ekibi çalışmaya başladı. Oytek, Türk Telekom'un özelleşmesinden dolayı kurması gereken cihazları kuramamış. Bununla ilgili Türksat bünyesinde bir yer ayarladık. Elektro-mekanik sistemlerin yapımını kısa sürede tamamlamaya çalışıyoruz. Onlar biter bitmez, Oytek firması gelip burada altyapıyı kuracak. Ve daha sonra e-devletle ilgili bir bina yapacağız. O bina içerisinde Türkiye'nin bütün elektronik ortamdaki hizmetlerini vermek için bir koordinasyon sağlayacağız. Türksat A.Ş şimdiden bu hizmetlere başladı. Önümüzdeki dönemde kısa sürede bütün bakanlık müsteşarları, başbakanlık müsteşarı sayın Ulaştırma Bakanı'nın başkanlığında toplantılar yapıp; bizim yapmış olduğumuz çalışmaları da adım adım izleyecekler. Bir Danışma Kurulu, bir de kamu kurumlarının, üniversitelerin, özel sektörde olması gereken hizmetlerin ne olduğu tespit edilecek. Şu anda Türksat işin içine hızla girmiştir. Bunun için gerekli ekibi oluşturmuştur ve Oytek'le çalışmalara başlamıştır.

Uygulama için tarih vermek istemiyorum ama, kısa sürede uygulamaya geçmeye çalışacağız.

e-Devlet Projesi'nin yürütülmesine ilişkin hiçbir sıkıntımız yok. Zaten bu zamana kadar bir ihale yapılmış. Türk Telekom ihale için bir bedel belirlemiş. 19 milyon Euro verilmiş. Biz şimdi diyoruz ki, bu parayı bize transfer edecekler. Çünkü Bakanlar Kurulu kararında böyle bir ifade var. Türk Telekom'la onun görüşmeleri de devam ediyor. Türk Telekom elindeki bütün varlıkları bir protokolle Türksat'a devredecek. Türk Telekom'daki para Türksat'a devredilecek ve Türksat o parayla hizmet verecek. Yoksa hükümetin başka bir yerden başka bir para bulması gerekir. Türk Telekom bedelini ödemek için firmaya garanti vermiş.

Elektronik imza e-devlet projesinde çok önemli; e-imza ile ilgili bir çalışmanız var mı?

Elektronik imzanın dağıtımını TÜBİTAK üstlendi. Elektronik ortama girdiğiniz takdirde, gönderdiğiniz bütün yazışmalarda yetkilinin imzası olacak. e-Devlet Projesi'nde bu çok önemli. Bizim bununla ilgili bir iki tane modelimiz var. Yani bir vatandaşa e-devlet üzerinden hizmet verirken, güvenlik sistemleri ve elektronik imza kullanımının nasıl olması gerektiği konusunu TÜBİTAK'la tartışıp; e-imzanın vatandaş tarafından kullanılabilmesi için gerekli çalışmaları yürütüyoruz.

Ankara içinde bir binaya taşınma planınız vardı? Buna ilişkin bir gelişme var mı?

Gölbaşı'nda çok verimli çalışıyoruz. Sessiz sakin ve personel işine daha iyi odaklanıyor. Motivasyonlarını olumsuz etkileyecek herhangi bir olayla karşılaşmıyorlar. Ankara'ya taşınıldığı takdirde personelin motivasyonu dağılır. Merkeze taşınmayı ben oldukça geciktirmeye çalışıyorum. Ama e-devlet hizmetleri için de kamu kurum ve kuruluşlarıyla hızlı bir temasa geçebilmek için; burası da yaklaşık 50 kilometre uzaklıkta. e-Devlet hizmetlerinde çalışacak personele Ankara içinde bir yer ayarlamaya çalışıyoruz.

Türksat A.Ş'de, dünyada kullanılacak son teknolojilerin ülkemiz tarafından nasıl üretileceğini planlayan bir ekip kurduk. Üç şeye odaklandık. Birincisi, ticari temeli olan ama bilimsel temele de dayanan proje nasıl üretebiliriz? İkincisi, elektronik ortamda verilecek hizmetler neler olabilir? Üçüncüsü de, kablo TV'yi sayısala en kısa sürede nasıl geçirebiliriz. 300'e yakın kanal vermeyi düşünüyoruz. Bu yatırımları en kısa sürede nasıl tamamlarız diye uğraşıyoruz. Hem ilgi alanımız çok iyi hem de personelimizin eğitim durumu çok yüksek. Türksat özel sektörde çok ufuk açacak projeler geliştirecek. Uydu üzerinden köylere telefon ve İnternet hizmeti götürmeye çalışıyoruz.