Kenan CAVNAR

 

Danışmanın dediği

İşe değil, ölüme gitmek…

Aslında bu sayıda farklı bir konuyu ele alacaktım ancak, çok hassas olduğum ve mesleğimin de bir parçası olan iş güvenliği konusunda hazır yasa da çıkmışken bu konuyu tekrar ele almak istedim.
İstedim diyorum, fakat nedense kendimi bu konuya değinmek zorunda hissediyorum. Son yapılan araştırmalarda Türkiye iş kazaları konusunda Avrupa’da birinci, dünya da ise üçüncü sıradadır. Her gün 4 vatandaşımız iş kazalarında hayatını kaybetmekte, iki katından fazlası ise iş göremez hale gelmektedir.
Gerekli tedbirler alındığında %95’lere önlenebilen iş kazaları günümüzde sanayi şirketlerinin en büyük sorunlarından bir tanesidir. Tehlike seviyesinin düşük veya yüksek olmasına bağlı olarak; işyerleri az tehlikeli, tehlikeli ve çok tehlikeli olarak ayrılmaktadır. Tehlikeli ve çok tehlikeli sınıflarında yer alan işyerlerinde iş kazalarının meydana gelmesi olasılığı diğer sınıflara göre daha yüksektir. Ancak bu tür işyerlerinde alınacak tedbirler sayesinde iş kazaları minimum seviyeye indirilebilir hatta tamamen ortadan kaldırılabilir.
Türkiye’deki en büyük sanayi kuruluşlarından birini ziyaret etme fırsatı bulmuştum. Giriş kapısından başlayarak her yerde İş Güvenliği konusunda uyarı-bilgilendirme levhaları yer almaktaydı. “Önce İş Güvenliği”, “Bu işyerinde şu kadar saat iş kazası olmadı” Hatta kapıdan girdiğimde büyük bir ayna dikkatimi çekmişti ve aynaya bakarken altındaki yazıyı okumuştum. “Aynadaki kişi, iş güvenliğini en iyi uygulayan kişidir” yazıyordu.
Bu türde bir sanayi kuruluşuna gittiğinizde, çevrenizde gördüğünüz ‘İş Güvenliği’ konusundaki tedbirler biraz içinizi rahatlatır. Ancak iş çalışma sahasına geldiğinde değişir. Çalışanların baret takması zorunlu olduğu halde, baretsiz insanlar görebilirsiniz. Vinçlerin çalıştığı alanı belirleyen işaretlerin olmadığına rastlarsınız, Forklift’ler yanınızdan hızla ve dikkatsizce geçebilirler. Duvarlardaki çalışırken uyulması gereken kuralları okursunuz ve sonra etrafa bakarsınız ancak kuralların hiç birine uyulmadığının o anda farkına varırsınız.
İş Güvenliği konusunda hem işverene hem de çalışana aynı derecede sorumluluk düşmektedir. İşveren, çalışanına elverişli ve sağlıklı çalışma ortamı hazırlamalı, çalışan ise çalışırken dikkat edilmesi gereken kurallara uyma alışkanlığı edinmelidir. En ufak bir ihmalin kendisinin veya başkalarının hayatına mal olacağının veya sakat kalınabileceğinin bilincinde olmalıdır. Bu sebeple konu İş Güvenliği olunca, çalışan “Önce Ben” diyebilmelidir.
İşçi ve işveren arasında uyumlu bir çalışma İş Güvenliğinin sağlanmasındaki en önemli ölçütlerlerden biridir. Yalnızca kanun ve ilkelere dayanan bir diyalog değil, karşılıklı ve etkili bir iş birliğine sahip olunması da gerekir. Bunun için, işveren ve çalışanın mutlaka eğitilmesi ve bu bilincin arttırılması şarttır.
Bu konudaki çözüm yollarını arttıracak olursak; Kurum içerisinde çalışan sayılarına göre İş Güvenliği Komiteleri oluşturulmalı, bu komitelerde işveren ve personel temsilcileri bulunmalıdır. Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği konusunda önerileri dikkate alınmalı, kanun ve yönetmelikler iyi takip edilmeli, çalışan hakları iyi anlatılmalıdır. İşverenlerin çalışanlardan gelen maliyeti azaltıcı, tasarruf sağlayıcı fikirleri ödüllendirmesi birçok kurumda uygulanmaktadır. Aynı şekilde İş Güvenliği konusunda da benzer bir mekanizma kurulmalı ve çalışan sadece olumlu noktalarda değil, olumsuz konularda da düşüncelerini rahatça bu komitelere iletebilmelidir.
İnsan yaşamının işyerlerinde tükenmemesi adına hem işveren hem de çalışan ‘İş Güvenli’ğinin önemli bir konu olduğunun farkına vararak hareket etmelidir. İşveren açısından kar etmek, büyümek; çalışan açısından da daha yüksek ücretlerle çalışmak ne kadar önemli ise; ortak hedef her zaman insan yaşamı ve insan verilen değer olmalıdır.
Sevgiyle kalın.