Verimli sağlık için elektronik sağlık kayıtlarının rolü çok önemli

Baykan Çallı

TÜSİAD tarafından gerçekleştirilen “Sürdürülebilir Sağlık Sistemi İçin Kronik Hastalık Yönetiminde Elektronik Sağlık Kayıtlarının Rolü” raporu, sürdürülebilir sağlık sistemi için geleceğe ışık tutuyor.
Hem Dünya Sağlık Örgütü hem de Birleşmiş Milletler tarafından kronik hastalıklar 21. yüzyılın en önemli sağlık sorunu olarak tanımlanmakta. Kronik hastalıklar yüksek ölüm oranları, sağlık harcamalarındaki aşırı artış ile sağlık sistemlerinin sürdürülebilirliği açısından küresel bir tehdit oluşturmakta.
Bu kapsamda, TÜSİAD Sosyal İşler Komisyonu bünyesindeki Sağlık Çalışma Grubu’na bağlı Sağlık Politikaları ve Stratejileri Alt Çalışma Grubu’nun faaliyetleri çerçevesinde, Prof. Dr. Erdal Akalın (Proje Yürütücüsü), Doç. Dr. Mine Durusu Tanrıöver (Proje Raportörü ve Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi) ve Faik Sayran (Proje BT Danışmanı) tarafından hazırlanan rapor ile kronik hastalıkların tanı ve tedavisinde verimlilik yaratılması hedefleniyor.

Sürdürülebilir sağlık sistemi
TÜSİAD Sosyal İşler Komisyonu bünyesinde faaliyet gösteren Sağlık Çalışma Grubunun akademik destekle araştırma raporları yayımlamakta ve ilgili mercilere ve kamuoyuna sunduklarını belirten TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ümit Boyner, “Sürdürülebilir bir sağlık sistemi konusundaki raporlarımızı, 2004 yılında “Sağlık Reformu Yolunda Öneriler” çalışmasıyla başlatmıştık. Geçen yıl yayınladığımız “Sağlıkta İnovasyon” raporumuzla da sağlık sektöründe inovasyon kapasitesini ele almıştık. Söz konusu rapor ilaç, tıbbi teknoloji ve e-Sağlık alanlarında inovasyonun geliştirilmesine yönelik öneriler sunmaktaydı. Bu çalışma ışığında, e-Sağlık konusunu, sağlık sisteminin mali sürdürülebilirliğini zorlayan kronik hastalıklar açısından, ayrı bir raporla ele almak istedik. İnovasyon, her alanda verimliliği artıran ve fark yaratan en önemli unsur. İlerleyen teknoloji ve inovasyonun, hem toplumun sağlık düzeyinde iyileşmelere, hem de sağlık sisteminde verimliliğe ve mali sürdürülebilirliğe katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bilindiği gibi sağlık, ekonomik büyümenin bir göstergesi. 21. yüzyılın en önemli sağlık sorunu olarak kronik hastalıklar dikkat çekiyor. Yapılan çalışmalar, bunun sadece gelişmiş toplumların değil, gelişmekte olan toplumların da sorunu olduğunu ortaya koyuyor. Kronik hastalık yükü, sağlık sisteminin mali sürdürülebilirliği açısından önemli bir risk. Ve bu yük, tüm dünyaya paralel olarak ülkemizde de artmakta. Ülkemizde tüm ölümlerin yüzde 71’i kronik hastalıklardan kaynaklanıyor. OECD ve Dünya Bankası’nın yaptığı bir çalışmaya göre ülkemizde 2002 yılında yüzde 66 olan kronik hastalık yükünün 2020’de yüzde 80’e çıkması bekleniyor. Bu oran başlı başına, sağlık sektöründeki hizmet programlarının geleceğe yönelik planlanmasında dikkate alınması gereken bir uyarı niteliğinde.

Kronik hastalık yükü ülke ekonomisini olumsuz etkiliyor
Kronik hastalıkların giderek daha fazla yayıldığını ve bunun sonucunda insanların ve ülkelerin olumsuz yönde etkilendiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erdal Akalın, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Dünya Sağlık Örgütü’nün 2008 yılında yayımladığı “Küresel Hastalık Yükü” raporunda, kardiyovasküler hastalıkların dünyada önde gelen ölüm nedenleri olduğu görülmektedir. 2020 ve 2030 yılları tahminlerinde, iskemik kalp hastalıkları ve serebrovasküler hastalıklar açısından bu oranların daha da yükseleceği öngörülmektedir. Serebrovasküler hastalıkların yüzde 62’si, iskemik kalp hastalıklarının yüzde 49’u sistolik kan basıncının 115 mmHg üzerinde olduğu durumlara bağlanmaktadır. Ülkemizde de benzer şekilde tüm ölümlerin yüzde 71’inin kronik hastalıklar nedeniyle olduğu görülmektedir. İskemik kalp hastalığı, serebrovasküler hastalık ve hipertansif kalp hastalığı olarak tanımlanan hastalık grupları, tüm yaş gruplarındaki ölümlerin yüzde 40’ını oluşturmaktadır. Bu nedenle kronik hastalıklarla mücadele, ülke ekonomilerinin sürdürülebilirliği açısından vazgeçilmez önceliktir. Mikro ekonomik bakış açısından, kronik hastalıkla yaşayan bir kişi daha erken emekli olmakta, daha az çalışmakta, daha çok işsiz kalmakta, cebinden daha fazla sağlık harcaması yapmakta ve evine daha az para getirmektedir. Makro ekonomik bakış açısından ise, yaşam beklentisi veya erişkin mortalitesi olarak ölçülen “sağlık”, ekonomik büyümenin bir göstergesidir. Sağlık düzeyi ekonomik gelişmişliğin (kalkınmanın) bir göstergesidir. Ulusal sağlık bütçelerinin giderek artan bir bölümü kronik hastalıklara ayrılmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nde, kronik hastalıklara sahip bir topluluk sağlık harcamalarında orantısız derecede yüksek bir paya sahiptir (Conwell, 2005). Ekonomik analizler bulaşıcı olmayan hastalıklardaki her yüzde 10’luk artışın, yıllık ekonomik büyümede yüzde 0,5’lik bir azalmayla ilişkili olduğunu göstermektedir. Bu etkiler 1960’larda sıtmanın, 1990’larda akkiz immün yetmezlik belirtilerinin (AIDS) yol açtığı ekonomik tehdidin çok üstündedir.”

Hastalık merkezli model
Kronik hastalıkların yönetiminin gelişen teknoloji çerçevesinde bütünleştirilerek sağlık hizmetlerine yansıtılmasının gerekliliğini vurgulayan Doç. Dr. Mine Durusu Tanrıöver, konuşmasında: “Bütünleştirilmiş sağlık hizmeti ile hasta merkezli, hastayı bir bütün olarak gören bir sistemde, kronik hastalıkların yöneticisi olan bir hekimin hastanın tüm bakımını koordine etmesi ile daha az maliyetli, koruyucu hekimlik uygulamalarının atlanmadığı ve daha yüksek kaliteli bir sağlık hizmeti sağlanabilir. Yüksek performanslı bir sağlık sisteminde standartların yüksek tutulması, sağlık güvencesinin tüm halkı kapsaması, niteliğe dayanan bir performans değerlendirmesi, sağlam bir bilişim altyapısı ve tüm bunları yönlendirecek fikir liderleri ve kurumlar arası işbirliği şarttır. Bakımın koordinasyonunun sağlanması sağlık personeli kadar hastanın da sorumluluğundadır. Kronik hastalıkların yönetiminde ve koruyucu hekimlik uygulamalarında hastanın birebir kendi sağlığının sorumluluğunu alması gerekmektedir. Hastanın kendi sağlık verilerine sahip olması, sağlığına ve hastalığına sahip çıkması ve hastalık sürecinde sorumluluk alması kronik hastalık yönetiminde başarıyı arttırır. Birçok ölümcül kardiyovasküler hastalığın önlenebilir nedeni olan hipertansiyonun yönetiminde başarılı olmak için öncelikle hipertansiyon tanısını koymak gerekmektedir. Bu bağlamda, kronik hastalıklarla savaşta koruyucu hekimliğin öncelikli olduğu tekrar vurgulanmaktadır. Elektronik sağlık kayıtlarından (ESK) otomatik olarak elde edilecek verilerin, hastalık yönetim programları ile ilintili formlar ve karar destek sistemlerine geçirilmesi ile kılavuz temelli, hastaya ve verilen bakımın derecesine özgü tedavi ve koruyucu hekimlik algoritmaları hekimlerin hizmetine sunulabilir. Sürveyansa ve halk sağlığı uygulamalarına uygun bir teknolojik altyapı oluşturmak yapılan sistem değişikliklerinin sonuçlarını izleme olanağı da tanıyacaktır” ifadelerine yer verdi.

Bu raporda;
• Kronik hastalık yönetiminin, sürdürülebilir bir sağlık sistemi için öneminin ve sağlık kayıtlarının etkin ve anlamlı kullanımı ile sağlanacak verimlilik artışının vurgulanması,
• Hipertansiyon örneğinde Türkiye’deki mevcut kişisel sağlık kaydı altyapısının yeterliliğinin incelenmesi,
• Kronik hastalık yönetiminde tedavi başarısını artırmak için sağlık kayıtlarının daha etkin kullanımının önerilmesi amaçlanmıştır.